Asıl kılıcı Kürtlere sallayacaklar

Asıl kılıcı Kürtlere sallayacaklar

Gülen meselesi bitince, esas olarak kılıcı Kürtlere sallayacağını, Kürtlere karşı olan mücadeleyi ön plana alacağını düşünüyorum. Sonraki aşamada ise şu anda kuyruğuna taktığı CHP'nin muhalif sesini kısacağını düşünüyorum. Tabi eğer CHP farklı bir tavır almazsa
Çetin ALTUN

Ortadoğuyu yakından takip eden, 'Kim Bu Fethullah Gülen' kitabının yazarı Faik Bulut darbe girişimini ve sonrasındaki gelişmeleri gazetemize değerlendirdi. Gülen'in ortaya çıkışı, darbe gecesi yaşanılanları, AKP ve diğer hükümetler, Amerika ile olan ilişkisine değinen Bulut, Gülen'in bir diğer rolünün de Kürt inkarının bir parçası olduğunu belirtti.

Fethullah Gülen yıllardır bu ülkenin gündeminde ve onunla ilgili çok şey yazıldı çizildi. Darbe girişiminden sonra sanki ilk defa ortaya çıkmış gibi tekrar kim olduğu sorgulanıyor. Siz de 'Kim Bu Fethullah Gülen?' diye bir kitap yazdınız. Fethullah Gülen'in kim dersek kısaca ne dersiniz?

Fethullah Gülen'i anlamak için devletin, mevcut rejimin çalışma sistemini kavramak lazım. Gülen Ahlat'lı olmasına rağmen Erzurumlu olması bu stratejik siyasetin bir parçasıdır. Çünkü Erzurum çevredeki illerin metropolü konumundadır. Son yıllarda Kürtleri asimile etme programının merkezidir. Buradan çıkan mesaj Gülen'in her halükarda devlet, sistem bağlantılı insan olduğudur. Tesadüfen ortaya çıkmış bir kişilik değil. O dönemin devlet mantığı Gülen gibilerine ihtiyaç duydu. Bunun iki nedeni var, birincisi; Türk-İslam sentezi çerçevesinde, komünizmle mücadele için Amerika'nın burayı Türki cumhuriyetlerle birlikte Sovyetler Birliğini kuşatmasının bir parçası olarak görmesi. İkincisi de Kürtlerin inkarı üzerinde ortaya çıkmış, Kürtleri asimile etmenin bir parçasıdır Fethullah Gülen. Dönemin bütün iktidarları tarafında desteklendi, el üstünde tutuldu. Gülen'in bir Şeyhülislam derecesinde İslam adına söz söyleyecek biri olarak ön plana çıkarıldı. Ecevit, Çiller, Mesut Yılmaz, Demirel, Özal ve son olarak AKP hükümeti tarafından desteklendi. Hatta Hikmet Çetin CHP başkanı iken kendisini ziyaret etmiş. Bir sistemin bir parçası, aynı zamanda Türk-İslam sentezi çerçevesinde piyasaya sürülmüş, sahneye çıkarılmış bir insan. Gülen aynı zamanda Amerika bağlantılı birisidir. Bunu büyüten, himaye eden, öne süren önemli dış güçlerden birisi Amerika'dır. Gülen, Orta Asya ve Balkan bölgelerinde Amerika'nın bir misyoneri, bir akıncısı, bir serhat beyi işlevi görmüştür.

Amerika ile Gülen'in ilişkilerini açıklamışken son günlerde Türkiye'nin Amerika'dan Gülen'i istediği gündeme geldi, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Türkiye ile ilişkiler son kopma noktasına gelirse Amerika Gülen'i teslim edebilir. Türkiye 65 yıllık bir mütefiktir. Sırf Gülen için bu mütefiki kaybetmek istemez. Amerika teslim etmeme konusunda bir eğilim ve tutum gösteriyor. Amerika'nın Gülen'i Türkiye'nin suçluları iade etme anlaşması olmayan ülkelere yönlendireceğini düşünüyorum. Ya da Afrika ülkelerine gidebilir. Çünkü Gülen'in Afrika ülkelerinde ciddi bir altyapısı var. Bu ülkelerde Gülen'in okullarında okuyanlar devlet kademelerinde önemli görevlerde yer alıyorlar. Ya da Kırgızistana gidebilir. Teslim etme koşullarının oluşmadığını düşünüyorum. Teslim etme koşularının oluşması durumunda ikinci durumun tercih edileceğini düşünüyorum.

Peki cemaat ve AKP'nin ittifakı ne zaman başladı?

Aslına bakarsanız Milli Görüş denen Erbakan geleneği ile Gülen arasındaki biricik fark taktiksel farktı. Erbakan iktidar olurken, Gülen devleti tepeden ele geçirmenin yanlış olduğunu söylemiş ve buna itiraz etmişti. Gülen devleti ve toplumu alttan kuşatarak, deyim yerindeyse bir ahtapot gibi devleti ele geçirmek istiyor. Bunun için, yargı, emniyet, parlamento, asker kurumunu ele geçirmeden bir kalkışmaya ihtiyaç olmayacağını bunun erken bir huruç olacağını, başarısız olacağını düşünüyordu. İkisinin amacı Kemalist sistem yerine dini referans alan bir devlet kurmaktı. Gülen daha devletçi ve militaristtir, yani askercil bir devlet istiyor. Bunu 12 Mart, 12 Eylülü desteklemesinden biliyoruz. Kendisi için; 'Dadaşlar biraz asker ruhludur' der. Erbakan ise askeri düşünceyi geri plana itip İslamcı siyaseti ön planda tuttu. Uzun zaman küs kaldılar. 28 Şubatta Gülen, Erbakan'ın hatta yaptığı konusunda eleştirilerde bulundu. Ordunun tavrını destekleyen bir tutum aldı. Erbakan'dan ayrılan grup yani AKP, Erbakan'dan iki yönüyle farklıydı, birincisi iktidara gelmek için uluslararası desteğe ihtiyaç duydu. İkincisi ise içerden kendilerini destekleyen kim olursa olsun, özellikle dini cemaatlerin hepsinin oyuna talibiz deyip Gülen ile işbirliği yaptılar. Gülen ile işbirliği 2002 ile 2003'ten itibaren başlar. Bu işbirliğinin temel öğesi laiklik ve cumhuriyet rejiminin koruyucusu, kollayıcısı olarak görülen ordunun önünde bir set, bir blok oluşturmak istediler. AKP, devletin tümünü ele geçirmek, egemen olmak için Gülen'e ihtiyaç duydu. Gülen de olana ihtiyaç duydu. AKP iktidara geldiğinde elinde bürokraside, devletin hassas mevkilerinde kadroları yoktu, bu kadrolar Gülen'in elinde vardı. Gülen'in kadroları vasıtasıyla geçiş aşamasını tamamlamak istediler. Bu Gülen'in de işine de geldi, her alınan 10 memurdan 7'si Gülen'in adamlarıydı. Gülen sadece kadrolarını yerleştirmekle kalmadı, madem iktidarın ortağıyım, madem iktidar bana muhtaç bunu devireyim, tek adam olayım diye düşündü. İktidarı iki kişilik değil, tek kişilik olarak gördüler, kendilerine ortak istemediler. Cemaat referandumda mezardan kişileri çıkarıp oy kullandıracak derecede AKP'yi destekledi. Erdoğan'da Türkçe Olimpiyatlarında; "Gel bu hasret bitsin" dedi. Erdoğan gel derken şunu kastediyordu; gel de elimin altına gir, seni rehin tutayım. Fakat Gülen bunu yemedi, uyandı ve gelmedi.

Aralarındaki anlaşmazlık ve çatışmanın başlama tarihi için farklı tarihlerden bahsediliyor, sizce bu ortaklık ne zaman bitti?

Bence 2007 aralarındaki çatışmanın başlama tarihidir. Erdoğan'ın arabada mahsur kaldığı olay 2007'de gerçekleşti. 2004 yılında MGK'da cemaat aleyhine alınan kararlar var, bence doğrudur. Ama o MGK kararları yerine getirilmemiş. 2007'de Erdoğan arabada mahsur kaldığında cemaatin ayağını kaydıracağını tahmin ediyor. Dolayısıyla o olaydan sonra müsteşarlık görevlerine Gülen'in adamlarını atamıyor, bunun yerine MHP'li, Kemalist, muhafazakar kadroları atıyor. Bir süre sonra ikisi de ayak kaydırmaları durdurup temel hedefleri olan TSK, Kemalist kadroyu ve derin devleti tasfiye etmek hususunda anlaştılar. Ergenekon operasyonlarıyla birçok general, bürokrat, işadamı, siyasi parti liderlerini Silivri Cezaevine attılar. İkinci anlaştıkları nokta ise bölgedeki iç savaş ve Kürtlerle, Kürt hareketiyle mücadele. Kürt meselesinde sonuna kadar beraber hareket ettiler.

Yazdığınız kitapta Gülen'in bir değerlendirmesine yer vermişsiniz Gülen şöyle diyor: "Bulunduğunuz mevziyi ve gücünüzü iyi ölçüp biçin, yeneceğinizden emin olmadıkça kesin hesaplaşmaya girmeyin. Geçmişte böyle yapanlar hüsrana uğradılar." Acaba cemaat gücünü iyi ölçüp biçmedi mi?

Çatışma kaçınılmaz olunca sanırım müdahale erkene alındı. Huruç yani zamansız iş yapmayın dediği şey erkene alındı. Gülenci subay ve birimlerden giden çok sayıda raporlar gönderildi, her şeye hazır olduklarını sadece emir beklediklerini rapor etmişler. Olaylar geliştikten sonra anladık ki birbirlerine karşı sızmalar yaşanmış. Genelkurmay'ın yaveri not tutarken anlıyor ki birkaç gün sonra cemaatçi askerler tasfiye edilecek. Dolayısıyla saatini ve gününü erkene alma gibi bir teknik hataya düşüyorlar. Bence Gülen yanılmadı, raporlar da yanıltmadı, o anı nasıl değerlendirmek önemliydi. Türkiye'nin darbe geleneğine baktığımız zaman hiç bir zaman yaz mevsiminde ve akşam 9 buçuk saatlerinde darbe olmamıştır. Darbeye kalkışanlar sadece cemaatçi değildi, farklı gruplarda vardı. Ordu içinde Erdoğan'a karşı kin duyanlar ve gitsin de ne olursa olsun diyenler, Fethullahçıların deşifre olmasını isteyenler var. Kimi orduda 3 grup vardı diyor, kimi 5 grup diyor. Her halükarda o anda bir birini satan çok kişi olmuş. Birbirini satma fazlasıyla gerçekleşmiş. Bu basit bir satış olayı değil, herkes kendi hesabına göre davranıyordu. Dikkat edin TRT'de yayınlanan bildiri bir mutabakatın bildirisiydi.

Darbeci iddiasıyla gözaltına alınan ve tutuklananların ifadelerine bakıyoruz sanki hepsi itirafçı olmuş, darbeden haberi yokmuş gibi peki darbeyi kim yaptı?

Ben bütün ifadelerin doğru olduğunu düşünmüyorum. Bu ifadeler hangi şartlar altında alındığı belli. Televizyonlarda görüyoruz gözler mosmor, yaralanmışlar. Bu tür birliktelikler çıkar ve menfaat ortaklıklarıdır. Gemi batınca ilk terk edenler kaptanlar olmaz, tayfalar olur. Gemi batınca ikbal kalmadı, kişisel olarak kendilerini düşünmeye başladılar. AKP için de bu durum geçerlidir. AKP'yi anonim şirketi olarak görüyorum. AKP'nin çekirdeği yüzde 17 civarıdır. AKP'nin bütün yöneticileri ihaleden, ekonomik rantından nemalanıyorlar. Yarın bir şekilde AKP iktidardan düşerse desteği yüzde 52'den yüzde 15'lere  düşer. Bu tür yapılarda sadece ideoloji rol oynamıyor, çıkar ve ranta önem veriliyor.

Son günlerde basında her gün ortaya çıkan bir kahramanlık hikayesi duyuyoruz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Medya olayların üstünü örtüyor. Bozuk sistem çarkında darbeler silsilesi olur. Sadece Gülen'in adamları bir gece vakti uyanmışta efendim darbe yapalım dememişler. Yani bozuk kapitalist düzen, her zaman darbe üretir. Bozuk sistem aynı zamanda bozuk politikalar demek. Basının üzerinde durmadığı noktalardan birisi budur. Siz Kürt meselesini çözmezseniz bu mesele bir krize dönüşür ki nitekim 40 yıldır süren bir kriz var. Buradan militarizm çıkar.  Mesela Sur, Şırnak, Nusaybin, Cizre, Gever'de ordudaki Fethullahçılar ve Tayyip'in özel harekatçıları tek bir cephe halinde halka ve silahlı Kürt Hareketine karşı savaşıyordular. Militarizm ruhunun ön plana çıkması demek AKP ve ordunun anlaşması demek. Biliyorsunuz ordu yaptıkları şeyler için yarın yargılanmayacaklarına dair yazılı belge istedi. Bu aynı zamanda ordunun siyasete girmesi demek. Bu Türk-İslam şeklinde bir militarizmin yükselmesi darbesidir.

Erdoğan yine kandırıldığını söylüyor, sizce kandırıldı mı?

Erdoğan daha önce cemaatin tasfiyesine yönelik raporu bir YAŞ toplantısında imzalamıyor, cemaat aleyhine bir çok girişimi engelliyor. Emekli asker Erol Mütercimler diyor ki AKP'li yöneticilerin yüzde 60'ı hem Fethullahçıydı ve hem de Fethullahla bağlantılıydı. Hadi bu yüzde 40 olsun, yüzde 30 olsun yinede yüksek bir rakam. Dolayısıyla içiçeydiler, elele ve beraber çalışıyordular. Birbirlerine çok yardım ediyordular. Hukukta yapılan muhasebenin değerlendirilmesi yapılır ve hesabı verilir, Allah'ın affedip affetmemesi ahirete kalmış. Madem bu dünyada siyaset yapıyorsun önce hukuka hesap vermeniz lazım, niye Fethullahla iç içe oldunuz, niye onu büyüttünüz, niye o sizi destekledi ve ne karşılığında sizi destekledi? Demirel'den biliyorum, Fethullah Gülen'e sormadan Türki cumhurriyetlere ne bir büyükelçi ne de bir bürokrat göndermiyordu. AKP'nin Afrika açılımı, dediği şey aslında cemaatin oradaki çalışmalarını destekleme projesiydi. Bunun hesabını vermeniz gerekiyor. Kandırıldım demek yetmez. Adem ile Havva'nın cenetten kovulmasını anlatan bir karikatür gördüm. Karikatürde diyorlar ki elmayı yiyelim sonra deriz kandırıldık. Olay o kadar basit değil. Adem ile Havva kandırılmanın bedelini cenetten kovulmakla ödediler. O zaman sizinde siyaset cennetinden, sahnesinden kovulmanız lazım.

Sanki geçmişte yaşanılanlar unutturulmak isteniliyor, siz ne düşünüyorsunuz?

Milyonlarca insanların sokaklara dökülmesi, alanlarda durmaları, habire meydanlardaki eylemlerin sürelerini çeşitli nedenlerle uzatıyorlar. AKP bu darbe girişiminden sonra geçmişte kendi hatalarını, yolsuzlukları, Kürdistan'da yaptığı kıyımları, katliamların üstünü örtmek, unutturmak, toprağa gömmek istiyor. Roboskiyi filanca emir verdi, Rus uçağını filanca pilot düşürdü diyorlar. Böyle demekle suçunuzun üstünü örtemezsiniz. Emir sizden çıkmıştır, emir sizden çıkmamışsa inisiyatif sizde değildir, ülkeyi yönetemiyorsunuz demektir. Emir sizden çıkmışsa baş sorumlu sizsiniz. Yüzleşmeden demokratik bir topluma geçemezsiniz.

Darbe girişiminden sonra daha önce dost olanlar düşman oldular, düşman olanlar dost oldular. Bu kadar hızlı değişimler nasıl gerçekleşiyor?

Savaş, barış, dost, düşman kavramlarının diyalektiğini kavramak lazım. Bunların hepsi çıkar temelli olduğu için, ebedi olan çıkarlar olduğu için sürekli değişkendir. Bizim eleştireceğimiz şey şudur; bu kadar belkemiksizlik, ilkesizlik olur mu? Dost ve düşman tayininde bu kadar keyfilik olur mu? Siz ülke yönetiyorsunuz, bir anda milyonlarca insana dostu düşman, düşmanı dost gibi gösteriyorsunuz. Türkiye'deki siyasette problemli olan budur ve bu Türkiye'ye istikrarsızlık getirir.  

Yenikapı mitinginde verilen mesajları nasıl okuyorsunuz?

Yenikapı mitingi aslında dışarıya karşı bir milli savunma refleksiydi. İnsan hakları, basın özgürlüğü gibi eleştirilere karşı bir savunma refleksi olan bir mitingdi. Belki Rusya ile görüşüp ilişkileri düzeltmek istiyorsunuz, ama orda da istenen Kürt'ün kelesidir, PYD'nin kellesidir. Onun karşılığında kimi verir bilemeyiz. Dolayısıyla Yenikapı'da verilmek istenen mesaj biz sizin demokrasi, insan hakları için söylediklerinize aldırmayacağız, gerekirse sizden uzaklaşırız demek. Mitingde Kurtuluş Savaşı, Milli Mücadele, Milli Müdafadan çok söz ettiler. Aslında bu dışarıya bir mesajdı. Gülen meselesi bitince, esas olarak kılıcı Kürtlere sallayacağını, Kürtlere karşı olan mücadeleyi ön plana alacağını düşünüyorum. Sonraki aşamada ise şu anda kuyruğuna taktığı CHP'nin muhalif sesini kısacağını düşünüyorum. Tabi eğer CHP farklı bir tavır almazsa. Sokakta tutulan kitle aynı zamanda demokratik kitleyi bastırma, sindirme hareketidir.

Bu süreçte NATO'nun tavrı ne olur?

Kuşkusuz NATO daha istikrarlı bir ordu ile çalışmak ister. Ordunun yapısı Ergenekon ve bu darbe nedeniyle altüst olmuş durumdadır. Devlet Bahçeli ve CHP, Doğu Perinçek, emekli generaller bu durumdan rahatsız. İlerde bu rahatsızlıklar daha da artacaktır. NATO'ya göre bu haliyle giden bir hükümet güvensiz bir hükümettir. Çünkü NATO'ya göre bu orduyla ortak tatbikat yapılamaz, stratejik bir ortaklığa girilmez. Bana göre Erdoğan-Putin görüşmesi; "Bak Rusyaya giderim şeklinde" olan bir mesajdır. Bunun kolay olmayacağını düşünüyorum. NATO'dan ayrılıyorum, hadi bana eyvallah diyemez. Dediği taktirde bu sefer ne Amerika ne Avrupa Birliği rahat vermezler. Bu rahat vermeyi çok geniş anlamda ele alabilirsiniz. Yani Türkiye daha fazla huzursuz, daha fazla istikrarsız bir ülke haline gelebilir. Öte yandan huzursuz ve Amerika'nın desteğini alamayan bir Türkiye'nin aynı zamanda Güney Kürdistan ile olan ilişkileri derinden ve olumsuz etkilenir. Barzani ile olan ilişkiler bozulur, çünkü Barzaniye baktığınız zaman nerdeyse Türkiye ile stratejik bir ittifak halinde görünüyor. Bu durumda Barzani neye göre tavır alır bilemiyoruz. Çünkü KDP'ye baktığınızda Rusya'nın, Amerika'nın stratejilerinin ne olduğunu bilemedikleri için bir türlü yeni bir strateji, politika üretemiyorlar, beklemedeler. Bu beklemede huzursuzluk Güney Kürdistan'a yansıyabilir, aynı zamanda Rojava'ya yansıyabilir. PYD'nin Amerika ile ortak hareket ettiği bellidir. Bu farklı bir seyir alır, ama ben olumsuz bir seyir alacağını düşünmüyorum. Muhtemelen Kürtler lehine bir seyir alacaktır.



↳Son Güncelleme: 12 Ağustos 2016 09:29

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür