Makam ve kral

Makam ve kral

Rıza Tuğrul*                     

Kapitalist sistemin hakim olduğu yaşam şeklinde insanlar her zaman en büyük makamlarda yer almak isterler. Bütün arayışları, amaçları bir üst makamda yer alabilmek içindir.

Bir işçinin hayali patron olabilmek, bir seçilmişin hayali başbakan, bir başbakanın hayali ise kral olabilmektir. Neden? Çünkü daha çok özgürlüğü, daha çok öznelliği orada görüyor. Oysa, her bir üst makam özgürlüğe değil köleliğe, zenginliğe değil tekleşmeye götüren yolun kapısıdır. Bu kapıdan giren ya da girmeye çalışan insan, ucu sivri bir yamaca tırmanma sürecine girmiştir. Her tırmanışta daha çok yalnızlaşır.

Yamacın en altı çok geniştir. Herkesle yaşanabilir; korkmadan, yalnızlaşmadan. Ama yamaca (makama) tırmandıkça insanın yaşam alanı daralır, yamacın en üstüne (kral-başbakan-patron) çıkarıldığında ise artık yaşam alanı kalmaz. Hep korkuyla, güvensizlikle, yanındaki insanlar tarafından her an bulunduğu konumdan düşürülme tedirginliğiyle yaşar. Dolayısıyla kimse ile normal ilişki kuramaz, normal bir insan gibi yaşayamaz.

Bu anlamda, ‘koltuğun hükmü’ altında her gün daha da çok köleleşir. Özne olmaktan daha çok nesne haline gelir, yani ìözgürlükî diye tabir edilen makamlara atılan her bir adım, aslında en büyük köleliğe atılmaktadır. Nitekim, ülkeleri ‘yöneten’ kişiliklerin televizyonlara ìgörülmeyen yanlarıî olarak verilen videolardaki görüntüler de, bu düşüncelerimizin ete-kemiğe bürünmüş halidir.

Haklı olarak şunu söyleyebiliriz; kağıt toplayıcısı bir insan, krala göre daha çok özgürdür. Kendi iradesinin öz öznesidir, her türlü kararını kendisi verip, yaşamsallaştırabilir. Yaşamını kendi doğal akışkanlığında sürdürebilir. Çünkü onun kaybedeceği bir koltuğu/tahtı yoktur; onun peşinde de koşmamaktadır. İktidar amacı yok; dolayısıyla onu bulunduğu konumdan düşürecek kimse de olmadığı için düşmanı da yoktur.

Nitekim herkesle barışıktır; herkese güvenle saygıyla yaklaşır, şüpheyle değil. Ama bir kral/başbakan için bu böyle değildir. O, her şeyini koltuğa teslim etmiştir. İradesi koltuğu olmuştur. Bütün yaşamını o koltuğa/makama bağlamıştır, onun için her türlü arayışını koltuğunu/makamını korumak için kullanır. Artık o kişi eli ayağı zincirlerle bağlanmış köle gibidir. Tahta/makama oturduktan sonra duygu ve düşünce dünyası tümden değişir. Başka bir kişilik, başka bir ruh haline girer.

Her an makamı elinden alınacakmış gibi tedirgindir. Herkesin bulunduğu tahtı ele fırsat kolladıklarını düşünüp huzursuz olur. Bunun için en yakınına, kimseye güvenmez. Geceleri kâbuslar görür, kâbuslarında ya bir saray darbesiyle devrilmiş ya da sinsi bir komplo sonucunda zehirlenip ruhunu teslim etmiş olarak görür kendini. Yaşadığının bir kâbus olduğunu öğrenmek normalde rahatlatır insanı ama gerçekliğin kendisinde kâbustan farksızdır onun için.

Kazma kürekle çıkarıp atılmışçasına adalet duygusundan yoksun kalır. Adalet duygusunun yerinde kocaman bir boşluk olur; hesap ve çıkara dayalı duygular doldurmaya başlar, o boşluğu. Güçlüye karşı yapay bir yaz sıcaklığı, zayıfa karşı ise en sertinden kışa dönüşür. Tahtında/makamında oturup, herkese tepeden bakarken en acınası esarette yaşamaktadır ama farkında değildir.

Şu olağanüstü yaşadığımız dönemlerde de en güçlü dönemlerini yaşadıklarını söyleyenler, en güçsüz, en zayıf dönemlerini yaşarlar ama farkında değiller! Makam, taht, koltuk hırsı daha da çok insanlıktan çıkma daha da çok insanın hayatını kaybetmesi demektir. Keza şu anda yaşadığımız dönemde bunun bir göstergesidir!

*Kırıkkale F Tipi Cezaevi



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür