Araftaki Ülke Türkiye ve Öcalan’ın öngörüleri

Araftaki Ülke Türkiye ve Öcalan’ın öngörüleri

Aşağıda değineceğim temel tezler ve büyük oranda gerçeklik kazanmış olan öngörüler A. ÖCALAN’ın “Bir başkası tarafından yazılmışçasına hayran olduğum kitabım” dediği “Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus  Çözümü” adlı kitabın bir bölümüne dikkat çekmek üzere bu yazı kaleme alınmıştır. Çok  sınırlı bir yorumu içerecek olan bu yazıyı okuyanlara öncelikle kitabın 7. bölümünü, sonuç ve son söz bölümünü okumalarını tavsiye ediyorum. Ve daha da ilginci bugün ağır tecrit altında olan ÖCALAN bu fikirlerini 2005 yılında yani komplonun 12. yılında yazmıştır. Oldukça ufuk açıcı, doğru politik bir konum kazandıran, yapılandırıcı etkisi olan umut yüklü bu fikirler demokratik siyaset çalışmalarını yürütenler için de bulunmaz bir nimettir. Önemli olan çoklu olasılıkları, belirsizlikleri ve kaos ortamında yürümesini bilmektir. Eğer Ortadoğu’da yaşıyorsanız, kimlik, özgürlük ve demokrasi mücadeleniz söz konusuysa, ne olup bittiğini, kimin ne yaptığını, ne yapacağını neler olabileceğini, yeni durumlara göre yaratıcı çözümlerin neler olması gerektiğini, hangi zihniyete sahip olduğunuzu bilmek durumundasınız. Aksi takdirde Türkiye’deki çapsız siyasetin ve mevcut Türkiye’deki yönetimin yürüttüğü psikolojik savaşın etkisinden, boş beklentilerinden kurtulamayız. Sözü daha fazla uzatmadan dikkat çekmek istediğim tezleri, öngörü ve olasılıklara geçelim.

a) Tüm savunmalarda olduğu gibi bu savunmasında da ÖCALAN temel toplumsal problemi İKTİDAR kaynaklı olarak tanımlamaktadır. Ağırlıklı olarak iktidarın hegemonik karakteri üzerinde durur. Hegemonyanın nasıl oluştuğu, el değiştirdiği, yöntemi, bunalım ve çatışmayla ilişkisi, yerel güç odaklarını nasıl gerektirdiği, pay arttırma savaşları, iktidarını genişletme vb. biçiminde etraflıca anlatımda bulunur. Burada dikkat çeken şey hegemonik gücün sadece yerel iktidarlara kaybettirmediği, toplumları ÖZYÖTİMSİZLEŞTİRDİĞİ, demokratik düzenleri yerle bir ettiği gerçeğidir. Kendini bu temelde Ortadoğu’da kurumsallaştıran merkezi hegemonik iktidar sistemi 16. yüzyılda Batı Avrupa’ya geçer ve 20. yüzyıllda küresel bir nitelik kazanır.

İngiltere ve ABD’nin temsil ettiği hegemonik iktidar kendini ULUS-DEVLET olarak kurumsallaştırmıştır. İnşa ettikleri ulus-devletlerin asli işlevleri hegemonya önünde engel teşkil eden imparatorlukları ve devletleri parçalayarak küçültme, engel olmaktan çıkartmak, ikinci olarak da demokratik ulus-geleneğini kapitalizm önünde engel olmaktan çıkartmaktır. Geçmişte İngiltere’nin İspanya ve Fransa’yı (imparatorlukları) Rusya’ya engel olmak üzere minimize etmeleri, Osmanlı’yı tampon bölge olarak kullanıp Almanya ile ittifak kurunca parçalanma sürecini başlatması ve I. Dünya Savaşı ile amacına ulaştığı, Ortadoğu’ya yeni bir inşaya (ulus- devlet) götürmesi bu anlayışın ürünüdür. Dolayısıyla başta Arap ulus-devletleri olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti hegemonik iktidarın birer kurgusundan ibarettir. ÖCALAN’ın deyimiyle hepsi İngiliz ve ABD patentlidir. Bu amaçla inşa edilmiş ulus-devletlerin “bağımsız” olduklarını söylemeleri ukalalıktan öteye geçmemektedir. Çünkü hegemonya paylaşılamaz ancak uğruna savaşılır.

b) Ortadoğu’da 90’lı yıllarda yeniden hegemonik çıkarlar temelinde inşa edilmek istenmektedir. Bu süreç 25 yılı buldu. Bir sonuca götürmek isteyeceklerdir. Hatta bu yapılanma yeni güçlerin de dahil olmasıyla tam bir hegemonya savaşlarına dönüşmüş bulunmaktadır. Suriye üzerinden yürütülen çatışmalar bunu gösteriyor. Bu anlamda ÖCALAN’ın uluslararası komplo ile birlikte tanımladığı ve başladığını öne sürdüğü III. Dünya Savaşı farklı bir aşamaya gelmiş bulunmaktadır. 100. yılında yeni bir Syces- Picot yine savaş ortamında şekillenecektir. Ama Lenin’in 1917 Ekim Devrimi’nin hemen akabinde deşifre ettiği Syces-Picot, ÖCALAN tarafından öngörülerle deşifre edilmiştir. İşin ilginç yanı I. Dünya Savaşı’ndan o zaman çekilen Rusya bugün III. Dünya Savaşı’nda başı çeken tarafta yer almaktadır. Bu da III. Dünya Savaşı’nın çok dehşetli geçeceğinin göstergesidir. II. Dünya Savaşı’nı aşabilir. Kısacası ÖCALAN bu “kararsız denge durumu”nun uzun sürmeyeceğini söylemektedir. Rusya’nın Suriye sahasına çıkması, Akdeniz ve Hazar’a füze yerleştirmesi, Türkiye’nin Rus savaş uçağını düşürmesi bunun en önemli göstergelerinden bir kaçıdır.

c) Tüm bu gelişmeler için konumu önem arz eden Türkiye’dir. ÖCALAN’ın deyimiyle sistemin en zayıf halkası! Yeni dünya sistemi içinde nerede yer alacak? Dengeleri kemdi lehine çevirmesi mümkün mü? ÖCALAN’ın öngörülerinin ve belirttiği olasılıkların dışında kalması mümkün mü? Yani Türkiye’nin takınacağı tutum önemli değişimlere gebedir. Uzun bir süredir başının Rusya’nın çektiği blok ile yoğun bir flört sürecine girdi. Bunu yaparken özünde ABD’ye yani henüz kopmadığı sisteme bazı mesajlar vermektedır. Taleplerimi kabul etmesen başka kapıya giderim! Türkiye’nin her gittiği blokta temel talebi şu: Kürtler olmasın! oysa Ortadoğu’da at koşturanlar Kürtlersiz barışı sağlamayacaklarını biliyorlar. Ortadoğu’nun en aktif askeri ve politik gücü oldukları için müttefik konumuna geliyorlar. Velhasıl ÖCALAN Türkiye’nin gerçeğini acımasızca hatırlatmak zorunda kalıyor.

Hegemonik sistem tarafından kurgulanmış Türkiye ulus-devlet sistematiğinin dönem sorumlusu AKP’ye bir takım roller verilmiştir. İktidar olması bile bu rolleri yerine getirmesiyle ilintilidir. Peki nedir bunlar? Birincisi; İran’ı kontrol altında  tutmak, ikincisi, Arap radikal İslami hareketleri denetime almak, üçüncüsü, laik milliyetçiliği kontrole almak... Hatta dördüncü bir medde olarak ılımlı İslam’la arasına  mesafe koymasını istemeyi de ekleyebiliriz. Günceli okuyan herkes bilir ki Türkiye bu hususlarda tam aksini yapmıştır. İran’a yakınlaşıp ambargoyu el altında tutma, kara para aklama, IŞİD ve El Nusra çetelerini Kürtlere karşı silahlandırma, Irak’ı istikrarsızlaştırma, yönetimden uzaklaştırılan İhvan ile yakınlık kurmak, en son ABD’nin de desteği ile doğu blokunda yer almayı savunan ama teorize edilen laik milliyetçi (Ergenekon) çifti ile ittifak yapmak... Türkiye bunları niye yapıyor? Hatırlardadır belki, Tayyip Erdoğan’ın bir-iki yıl önce yoğunca “bölgesel suç olma” söylemleri ciddi bir tavırdı. Bu tavırlarıyla hegemonik sistemin bazı hususlarda geri adım atmasını istedi. “Madem ben senin stratejik müttefkinim, benim söylediklerimi yap” bu söylem ile ABD’nin bölgede yaşadığı sıkışmayı, yani güç dengelerini göstererek sonuç alacağını sandı. İstedikleri de şunlardır: Irak’ın başına getirilen İran’ın başına gelmesin; İran’ı sevdiği için değil orada oluşacak yeni sistemin, Kürtlerin konumunun en çok kendisini etkileyeceğinden korktuğu için. Güney Kürdistan’ın kontrolünün kendisine bırakılması; hem bir karakol olarak kullanacak hem de bölgeyi kontrol edecek. Ortadoğu pastasından kendisine ilişkin pay artırımının yapılması. İsrail’in gözden çıkarmak istemek gibi bir tutumunun da olduğu ama ÖCALAN danışıklı dövüş olduğunu, asıl istemin pay artırımı olduğunu öne sürer. Nihayetinde bölgede hegomen olan güç bunların kabul edilmezliğini birkaç defa “nezaketle” eleştirmiş, seçimler sürecinde isterlerse AKP’yi götürebileceklerinin sinyalini vermişlerdi. Tayyip Erdoğan’ın can havliyle 1 Kasım seçimlerine sımsıkı sarılıp 1946 seçimlerine benzer bir hile ile partisini birinci çıkarması bu anlamda önemlidir. Hatta dışa karşı zafer kazanmış edası ile hareket etti. İçte de hegomenya’yı pekiştirmek için bunu kullanacağı açıktır.

Şimdi burada özellikle önemli olan nokta Türkiye’nin sistemdne kopup kopmama meselesidir. ÖCALAN Türkiye’nin sistemde kopmamasının imkansız olmadığını ama çok zor olduğunu, çok köklü dönüşümlere yol açabileceğini belirtir. Rusya uçağının gerçekten de kimler tarafından düşürüldüğü bir muammadır. Ama ister iç ister dış etkenler olsun Türkiye’nin Rusya-İran-Çin eksenine kaymasını istemeyen güçlerin yapıtığı açıktır. Sistem de Türkiye’yi kolay kolay kaybettirmeyecektir. Hatta bu kritik süreçte fazla karşısına da almayacaktır. Ama taleplerini de kabul etmeden oyalayacaktır. İkinci bir ihtimal ise Türkiye’nin bu iki eksen dışında yeni eksenlere kayması veya oluşturması... ÖCALAN Türkiye’nin bu tutumunun sistem tarafında kabul edilmeyeceğini AKP’nin hedeflerinin ve CHP’nin başına getirenlerinin daha beterini başlarına getireceğini öne sürer. Sisteme kafa tutanların Ortadoğu’daki durumları ortadadır. Dik kafalılık yapılması halinde sistemin yapabilecekleri ise Kürt ulus-devlet karakterine destek vermek, Irak’taki Kürt devletinin çekirdeğini genişletmek olabilir. Hatta İsrail ulus-devlet ve KCK ittifakının kaçınılmazlığını, bunun yol olabileceği dönüşümlere vurgu yapar ÖCALAN.  

Türkiye’nin tüm gerçeklerden yola çıkarak konumu şöyle tespit edilebilir. ARAFTA! evet Türkiye Araftadır. sistemle uzlaşmaya giderse Kürt sorununda da uzlaşmak zorundadır. Ama son dönemde Suriye ve Kürtler üzerinden geliştirdiği saldırı politikaları ileriki süreçte Türkiye’nin başını fena ağrıtacaktır. İhtimal odur ki, Suriye’deki gelişmeler kontrol altına alınır alınmaz Türkiye ya kayıtsız şartsız teslim olacak ya da Suriye’den beter hale gelecektir. Bunun için yeterli argümanlar var. Küresel sistem bu mücadeleyi kendi istikrarı için yapmak zorunda kalacaktır.

d) Kürtler Ortadoğu’nun en donanımlı ve vizyon sahibi halkların başında gelir. Askeri ve politik bir güç olmanın ötesinde Kürdistan coğrafya olarak müttefiklik açısından STRATEJİK bir konuma sahiptir. ÖCALAN, dengenin hangi taraf lehine veya aleyhine sonuçlanacağını belirleyecek konumda olduklarını belirtir. Bunun için de geleneksel konumlarını aşıp ÖZNE konumuna gelebileceklerini, bu hususta takip edilecek siyaset iç ve dış ittifakların belirleyeceğine önem atfeder. Türkiye’nin Kürtlerin müttefiklik rollerini engelleme çabası bu yüzden de beyhüde bir çabadır. Ya beni onların yerine ikame edersin ya da başka eksenler ararım, işini zorlaştırırım demek küresel sisteme kafa tutma manasına gelir ki bu yaklaşım Türkiye’yi parçalamaya götürecektir. Kürtlere karşı hem Rojava’da hem de Kuzey’de takındığı imhacı tutum, önümüzdeki dönemde kopuşu beraberinde getirecek bir sürece yol açacaktır. Zaten ÖCALAN  bu öngörülerinde demokratik çözümün gelişmemesi halinde Kürtlerin Ortadoğu’da topyekûn bir direnişe geçeceklerini demokratik özerklik temelinde bağımsızlıklarını kazanma mücadelesine tutuşmalarını kaçınılmazlığına değinmek durumunda kalır. ÖCALAN’ın öngörüleri bu temelde ve bu yaz döneminde daha da büyük bir anlam kazanacağa benzemektedir.

Sonuç olarak;

Türkiye’nin de Ortadoğu’da demokratik kurtuluşu ve birliği ÖCALAN’ın ortaya koyduğu olasılıkların dikkate alınmasıyla mümkündür. Her olasılığa karşı özgür ve özne olmuş Kürt gerçekliği kazanacaktır. Türkiye mevcut imhacı konseptten vazgeçecek mi vazgeçmeyecek mi? Kürtler üzerinden küresel sisteme kafa tutmaya devam edecek mi etmeyecek mi? Tercih Türkiye’nin çünkü ARAFTA olan kendisi.

*Silivri 9 No’lu Kapalı Cezaevi Soydan Akay*



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür