Toplumsal direniş geleneği

Toplumsal direniş geleneği

Mahmut Çakmak*

Urfa yakınlarında yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkan Göbeklitepe tapınağı -kanımca- ilk toplumsal kültürü temsil etmektedir. Buradaki büyük kayalara işlenmiş hayvan figürleri, her biri ayrı bir kabileyi temsilen yapılmış gibidir. Tarihe ışık tutan bu muhteşem yapı ve figürlerin taşıdıkları anlam, kabile kültürünün zora dayalı değil, gönüllü ve maneviyat boyutu ağır basan, zihni oluşumda dışlayıcı olmayıp, toplumsal ve esnek olduğudur. Bu da, kabile yaşamının günümüz direniş kültürünün ana omurgasını oluşturduğunu gösteriyor.

Kabile yaşamı, doğa şartları sebebiyle kadını erkeğe oranla daha ön plana çıkarmıştır. Nitekim, bütün arkeolojik ve antropolojik araştırmalar ortaya çıkarmıştır ki, kadın ve doğa ile iç içedir. Otlardan ilaç bulması, besleyici ve koruyuculuğu ve onun etrafında şekillenen otorite, artık-ürün üzerine kurulu iktidar olmayıp, üretkenlik ve doğurganlıktan kaynaklanır. Toplumsal varoluşu güçlendiren bu şekillenme ve tecrübe kadın otoritesini ön plana çıkarmıştır.

Eski klan toplumunun kimliği olan ‘totem inancı’ sürmekle birlikte, zihniyet dönüşümü ve dili olarak neolitik toplumun ‘yeni’ simgesi ana-tanrıça figürüdür. Totem figürleri azalırken ana-tanrıça figürleri ortalığı kaplamaktadır. Halen de o coğrafyada yaşam sürmekte olan halklar, kadını yaşamla eş değer tuttuğu için özellikle Kürtlerde “jin-jiyan” yani “kadın-yaşam” denilmektedir.

Beş bin yıl önce toplumsallığa rengini veren ana-tanrıça kültürü tarihin lanetli dediğimiz bölümünün başlamasıyla, Mezopotamya’da yükselen sınıflı uygarlık kültürü var olan ana-kadın kültürünü müthiş çarpıtarak maddi kültüre giden yolu sonuna kadar aralamıştır. Bununla birlikte, kadın figürlerinin yerini, (erkek) tanrı-kral figürleri, dev piramitler, yer altı şehirleri almıştır. Oluşan yapıların inşasına katılım gönüllü değil, yüz binlerce insanın ölümüne neden olan zoraki emek ile gerçekleşmiştir.

Tarih M.Ö- 2000-1700 dolaylarına gelindiğinde, Babil uygarlığı şahsında bir toplumsal kriz baş gösterir. Ondan dolayı bir arayış söz konusudur. Bir kurtarıcı beklenmektedir. İbrahim peygamber beklenen çıkışı gerçekleştirir. Babil temsilcisi Nemrut’la arasında geçen put kırma eyleminde, Hz. İbrahim esasen baltayı putlar şahsında oluşmuş olan sınıflı kültürün beynine sallamıştır. Öyküde geçen Nemrut’un beynindeki sinek aslında kabile kültürünün direniş sesidir.

Aynı direniş geleneği tek tanrılı dinlerin son temsilcisi olan Hz. Muhammed’in çıkışında da görmek mümkün. Çıkış gerçekleşmeden önce Arabistan Yarımadası’ndaki Arap kabileleri yüzlerce, hatta binlerce yıl kendi aralarında bitmez tükenmez bir çatışma ortamına girmişlerdir. Kabile kültürü büyük bir sapma yaşamaktadır. Kadın köle pazarları kurulmuş, kız çocukları diri diri gömülmektedir. Hz. Muhammed’in öngörü ve pratik çıkışı, o ortamda ilaç gibi gelmiştir. Çıkışa bakıldığında hiçbir dil ve renk gözetilmeden topluma ümmet anlayışıyla yaklaşılmıştır.

Bu muhteşem direniş kültürünü günümüz kapitalist modernitenin pençesinden nasıl güncelleyip canlandırabiliriz, bu mümkün mü? Elbette mümkün! Bilge insanın Ortadoğu halklarına sunmuş olduğu Demokratik Modernite Paradigması sistemi, halk meclislerinin aracılığıyla, bütün farklılıkları örgütlenebilir. Baskıya, zora dayanmayan, gücünü esnek tabandan alan, kapitalist modernitenin toplumsal yaşamda yarattığı tahribatları onarabilir.

*Bolu F Tipi Cezaevi



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür