Diktatörlüğün olağan hali

Diktatörlüğün olağan hali

Av. Deniz Sürgüt*

Yaşadığımız zaman dilimi, doğru tanımlanmayı önümüze bir görevlendirme olarak koymaktadır. Çünkü nasıl olağanüstü bir süreci yaşadığımızı anlamak, süreçten hangi sonuçları çıkarmamız gerektiği konusunda da bize yardımcı olacaktır. Bu nedenle, yaşanan tüm gelişmeleri, bir bütün olarak ele alıp, doğru sorularla doğru sonuca ulaşmamız gerekiyor.

Giorgio Agamben’in olağanüstü halin tarihsel gelişimi ve kaçınılmaz sonuçları ile ilgili yazdığı olağanüstü hal kitabından Türkiye’nin bugün geçirdiği süreç ile ilgili olarak bazı fikirler edinebiliyoruz. Aslında kitaptaki “tam yetki”, “olağanüstü hal”, “direnme hakkı” ve “iç savaş” gibi anahtar kelimeleri incelediğimizde bile bugün yaşananlara ait bazı emareleri okumak mümkün hale geliyor.

Uzun zamandır Saray’daki malum zat’ın hangi tip olduğuna bakmaksızın başkanlık yoluyla tüm yetkileri elinde toplama arzusunda olduğunu biliyoruz. Bu arzusunu dile getirdiğinde öngörülen başkanlığın denetime tabi olacağını ve (demokrasiden anladığı, sadece insanların oy kullanması olduğu için herhalde) tamamen demokratik olacağını dile getiriyor.

Ancak bu durumun yanıltıcı ve simülasyondan ibaret olduğunu Tingstein şu sözlerle dile getirir: “Tam yetkinin geçici ve denetlenebilir bir kullanımı, kuramsal olarak demokratik anayasalarla ne kadar bağdaşıyor görünse de, bir kurumun sistemik ve düzenli kullanımı zorunlu olarak demokrasinin tıkılmasına yol açar.” Yani malum zat, esas olarak eksik demokrasi aracılığıyla demokrasiyi tamamen ortadan kaldırma amacındadır.

Aslında bu durum, bugün kurulan olağanüstü hal rejiminin yalnızca küçük bir parçasından ibarettir. Bu yolla toplum sürekli denetim ve kontrol altına alınarak Walter Benjamin’in “tam ve kesin diktatörlük” olarak adlandırdığı rejim aracılığıyla olağanüstü halin olağanlaştırılması amaçlanmaktadır. Çünkü olağanüstü halin temel niteliği yasama-yürütme-yargı arasındaki ayrımı kaldırarak yasal olmayan “şeyi” yasal biçime sokmak ve olağanüstülüğü olağanlaştırmaktır.

“Olağanüstü hal tıpkı direniş, ayaklanma, iç savaş gibi belirsiz bir sınır çizgisinde hukuki alan ile siyasal alan arasındaki kesişme noktasıdır” der Fontana. Bu karşı genel bir çerçeveden baktığımızda, olağanüstü halin Roma hukukundaki “iustitium” kararı gibi, hukuku askıya alan ve bu yolla bütün hukuki kaynakları devre dışı bırakan bir rejim olduğunu görürüz.

Olağanüstü halin yerleşmesinin engellenmesi ise tarih boyunca hep direnişlerle mümkün olmuştur. Öyle ki, bazı ülkeler, naçar kalıp direnme hakkını anayasalarında tanımak zorunda kalmıştır. Örneğin, Federal Alman Anayasası’nın 20. Maddesi  “Demokratik anayasa düzenini ortadan kaldırmaya kalkışan kişiye karşı bütün Almanların direnme hakkı vardır” diyerek, esasında olağanüstü halin yaşam düzenine bir saldırı olduğunu ve buna karşı direnmek gerektiğini belirtmektedir. İtalyan Anayasası taslağında aynı durum için yurttaşların direnmesi bir hak olmakla birlikte, aynı zamanda ödev olarak, tanımlanıp direnmeyi “zorunlu” kılmıştır.

Bu tavır, esas olarak olağanüstü halin güya hukuku, hukukun uygulanmama gücü şeklinde askıya alarak koruduğunu öne süren bir hukukun kurmacası olduğu vurgulanmak istenmektedir. Walter Benjamin, bu kurmacanın yerine artık iç savaş ve hukukla her türlü ilişkisini bir yana bırakmış olan her türlü insan eyleminin yani devrimci şiddetin devreye gireceğini belirterek, olağanüstü hal rejimi karşısında toplumun refleksinin muhtemel sonuçlarını dile getirir.

Ülkemizde son bir yıldır yaşananları düşündüğümüzde esas olarak Kürtleri bir bütün olarak direnmeye yönelten şeyin, malum zatın tam yetkiyle tiranlaşma arzusu ve hayallerine karşı direnme hakkını kullanmak olduğunu görüyoruz. Bu irade, aynı zamanda olağanüstü hal rejiminin Türkiye ve Kürdistan’da kök salmasını engelleyecek bir iradedir. Türkiye halklarının bu irade etrafında kenetlenmesi yerine sessiz kalmanın cehenneme atılan bir adım olduğunu fark etmesi gerekmektedir. Aksi takdirde zulme karşı mutlak zaferi kazanan Kürtler kendi olağanüstü demokratik sistemlerini kurduklarında Türkiye halkları hâlâ diktatöre katlanmak zorunda kalabilirler.

*Gümüşhane E Tipi Cezaevi



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür