Öcalan’a yönelik operasyonlar sonuç verir mi?

Öcalan’a yönelik operasyonlar sonuç verir mi?

Av. Cengiz Çiçek

İmralı: Çözüm-çözümsüzlük diyalektiği

Son günlerde Kürt Halk Önderi Öcalan hakkında haberler sıkça dolaşıma sokulmaktadır. On sekizinci yılını doldurmakta olan İmralı tecrit tarihi boyunca benzer algı operasyonları ile karşılaştık. Bu türden haberlerin gerçek olup olmamasının tek ölçütünün, İmralı’daki uygulamalar olduğunu da yeri geldiğinde dile getirdik. Nasıl ki, İmralı mutlak tecrit koşulları, Kürt sorununun çözümsüzlük politikalarıyla birebir ilişkiliyse; bu koşulların iyileştirilmesi ve hatta asgari olarak devletin kendi olağan hukukunu İmralı’da yürürlüğe sokması da aynı şekilde çözüm arayışları-politikalarıyla paralellik arz edecektir. Bu anlamda tarih tecrübeyle sabittir. Dolayısıyla muktedirin kendisinin sıkça dile getirdiği şu sözü, İmralı bağlamında kendilerine iade etmek kaçınılmazdır: “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.” Kamuoyunun da bu denklem üzerinden İmralı hapishane gerçeğini ele alması önemli. Toplumsal özgürlük ve Öcalan’ın özgürleşmesinin iç içe geçen olgular olduğunu hatırda tutmak, hem doğru bir politik mücadele hattı üzerinde yürümek hem de iktidarın her şeyi araçsallaştıran gasp siyasetine eklemlenmeden onu boşa çıkarmak demektir. Dışarda her türden toplum-kırımcı, sömürgeci siyasetle Kürt halkına yönelip özgürlük damarlarını bir bir kesmekle uğraşırken İmralı’nın koşullarının düzeltileceği yönündeki şişirme haberleri topluma servis etmek, en basitinden Öcalan’ın toplumsal gerçekliğine-karşılığına operasyon çekmek demektir. Zaten Öcalan da bu konuda defaatle, “Özgürlüğüm halkımın özgürlüğüyle buluşursa anlamlıdır; halkım özgürleşmeden benim özgürleşmem söz konusu olmayacağı gibi, kabul edebileceğim bir durum da değildir” demiştir.

İki stratejik hamle

Halihazırda gerek uluslararası komplo gerekse oluşturulan İmralı sistemi, Öcalan’ın toplumsal özgürlükçü potansiyeline ve politik dinamizmine karşı geliştirilmiş hamlelerdir. Uluslararası komplo ile sonrasında kurulan İmralı tecrit sistemi, birbiriyle uyumlu NATO merkezli bir politikadır. Bu anlamda kapitalist modernizmin son yirmi yılda Öcalan ve hareketine yönelik iki stratejik hamlesinin olduğunu söylemek mümkün.

Birinci hamle: Uluslararası komplo

Bu hamlelerden ilki uluslararası korsanlık sonucu Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesiydi. Komplo, iki kutuplu dünyanın Sosyalist blokunun çökmesinin hemen sonrasında Batının yeni bir egemenlik arayışının sonucu olarak gelişti. Sovyetler sonrası, zaferini ilan eden liberal demokrasi ve kapitalizm, elbette ki yeni döneme uygun söylem ve politikalar geliştirmek zorundaydı. Öncelikle, politikalarını meşrulaştırabilmek için kendisine yeni bir “düşman” bulmak zorundaydı ki; bu konuda sıkıntı çekmediği herkesin malumu. Öte yandan Sosyalizm’i sistem olarak daha yeni çözmüşken yerkürede var olan ve alternatif modernite sistemini yaratma kapasitesine sahip devrimci hareketlere yönelmemesi düşünülemezdi. İşte Öcalan ve Kürt Özgürlük Hareketi, bu özelliğiyle hedefin ilk sıralarındaydı. Öyle ki, Sovyetlerin çöküşüyle birçok sosyalist-devrimci hareket de beraberinde bir bir dağılmaya yüz tutmuşken, Kürt Hareketi, aksine gelişiyordu. Ortadoğu gibi önemli bir coğrafyada büyüyen bu hareket, yeni bir sistem inşacılığının da habercisi gibiydi. Tam da bu nedenle “küresel düşman-terörizm”  politikasının ilk operasyonu Ortadoğu; ilk muhatabı da Öcalan olacaktı. Hedeflenen Öcalan’ın sistem arayışçılığı ve kuruculuğuydu. On sekizinci yılındaki İmralı tecrit sistemi de, uluslararası komplonun hedefleri doğrultusunda dizayn edilmiştir. Öcalan bu gerçeği, “Ben İmralı’da NATO’nun esiri olarak tutulmaktayım” diyerek özetler.

İkinci hamle: Tecridin mutlaklaştırılması

İkinci stratejik hamle de, 2011’den bugüne kadar İmralı ada hapishanesinde Öcalan’ın hukuksal haklarının askıya alınarak tecrit içinde tecride maruz bırakılmasıdır. Komplodaki soğuk akıl, burada da devrededir. Kasım 2010’da Tunus’ta başlayan “Arap Baharı”, kapitalist merkezin bahar planlarıydı. Buna karşın süreci halkların özgürlük baharına çevirme potansiyeline sahip en örgütlü güç yine Öcalan ve hareketiydi. Bu görüşümüzü Rojava’daki gelişmeler fazlasıyla kanıtlamakta. Çarpıcıdır; “Arap Baharı”nın özellikle Suriye’ye sıçramasıyla birlikte Öcalan üzerindeki tecridin ağırlaştırıldığını görüyoruz. Esad rejimine karşı eylemler, ilk olarak 15 Mart 2011 tarihinde Dera’da başlarken, bu tarihten dört ay sonra İmralı’nın dış dünyayla bağlantısı tamamen koparılıyordu. Olası gelişmeleri önceden görmesiyle politik dehasını defalarca gösteren Öcalan, en gelişmiş olanaklarla donatılmış “siyasal analizcilerin” hurafelerinin aksine gerçekçi ve bir o kadar da iddialı siyasal programlarıyla, oyun kurucu rolünü, en elverişsiz koşullarda bile oynamaya devam ediyordu. “Arap Baharı” gibi kriz üreten süreçleri ve bölgeye özgün yapılanmaları daha 2009 yılında kaleme aldığı “Ortadoğu Kültürünü Demokratikleştirmek” adlı kitabında işleyerek çözüme kavuşturmuş, halkların hizmetine sunmuştu bile. Küresel hegemonya, çok geçmeden Öcalan’ın hamlesel gücünü sadece hapishaneye kapatmakla engelleyemeyeceğini anlamış ve bu tarihten sonra (2011) üzerindeki teciridi daha da ağırlaştırma yoluna gitmiştir. 2011 yılından günümüze kadar ise sadece kendisine zaman kazandırmak, avantaj sağlamak ya da tasfiyeyi gerçekleştirmenin aracı haline getirmek için İmralı kapılarının dışarıya açılmasına müsaade etmiştir. Gelinen aşamada bu planın da nafile olduğunu belirtmek zor olmasa gerek.

Çözüm operasyonda değil Demokratik Ulus’ta

Sonuç itibariyle vakti gelmiş bir çocuğun doğumu nasıl engellenemezse, Öcalan’ın önderliğinde Kürt halkının özgürleşmesinin önüne geçilemeyeceği anlaşılmak durumunda. Nasıl ki çocuğun doğumunun engellenmesi sadece çocuğa değil annesine ve tüm çevresine tamiri imkânsız fiziki ve manevi acılar yaşatacaksa; Kürt doğumunun engellenmesi sadece Kürtlere değil çevresindeki herkese kaybettirecektir. Dolayısıyla Öcalan’a yönelik politik hamlelerin bir işe yaramadığı görülmelidir. Çözüm, Öcalan’ın ‘demokratik ulus çözümü’ programı ışığında, halkların özgürce bir arada yaşama formülünün hayata geçirilmesindedir.



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür