Demokrasi programını açıklayacağız

Demokrasi programını açıklayacağız

‘AKP’nin kurmak istediği düzen de demokrasi değil, darbecilerin getirmek istediği düzen zaten tam bir katliam ve toplumu teslim alma sistemiydi. Demokrasiye nasıl geçileceğini meydanlarda anlatacağız. Van’dan Diyarbakır’a İzmir’den Mersin’e Adana’ya Dersim’e kadar birçok yerde 10 gün içinde mitingler yapacağız’
Hayri DEMİR

ANKARA - Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, darbe girişiminin ardından Türkiye’de yaşanan süreci, HDP’nin yol haritasını ve uluslararası güçlerin darbe girişimindeki payını ve basına servis edilen askerelere yapılan işkence görüntülerini değerlendirdi. Üst düzey eski ve yeni AKP’lilerin de darbeyi destekleyen ve hazırlayan arasında olma ihtimaline işaret eden Demirtaş, HDP olarak darbeye ve diktatörlüğe karşı meydanlara çıkmaya hazırlandıklarına dikkat çekti.

* Darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL ve çıkartılan KHK’ye ilişkin değerlendirmeleriniz nedir?

Olağanüstü hal (OHAL), kanun hükmünde kararname (KHK), işkence ve 30 günlük gözaltılarla darbeyle mücadele edilmez. OHAL, darbe yanlıları ve darbe girişiminde bulunanlarla sınırlı mı devem edecek bundan çok emin değiliz. OHAL’e karşıyız. Ama hükümet bu yetkileri muhalefeti sindirmek için kullanacaktır. Bizim edindiğimiz izlenim bu. AKP geçmiş dönemde zora girdiği, sıkıntıya girdiği her dönemde toplumdan ve muhalefetten destek istedi. Şu veya bu şekilde destek de aldı. Toparlandığı zaman geri dönüp kendisine destek veren herkesin burnundan getirdi. Sopayı ilk önce onların kafasına vurdu. Bu defa da aynısının yaşanmayacağına dair elde hiçbir emare yok. Buna rağmen biz her halukarda darbe karşıtı pozisyonumuzu sürdüreceğiz.

15 Temmuz’da darbeciler kaybetmiştir, demokrasi kazanmıştır söylemi tam bir aldatmacadır. Ortada demokrasi falan yoktur. Ortada AKP diktası vardır, diktaya karşı darbe girişimi vardır. Henüz kazanmış bir demokrasi falan yok. AKP bir demokrasi kurmadı bu ülkede. Darbe de demokrasiye karşı yapılmadı, demokrasi mücadelesine karşı yapıldı. Çünkü Türkiye demokrasi değil, demokrasi olsa darbe olmazdı zaten. Hangi demokratik ülkede darbe oluyor ki? Halen askerlerin buna cüret ve cesaret gösteriyor olmalarının tek nedeni ülkemiz demokrasiyle buluşmuş değil. Bundan sonra da mücadeleyi hem AKP hem darbeci zihniyete karşı sürdüreceğiz. Ama yarın bir gün darbeciler yeniden hareketlenirse biz kesinlikle sivil siyasetin yanındayız. Ama bu Erdoğan’ın yanındayız, Erdoğan’ın politikalarını benimsiyoruz anlamına gelmiyor. İki kötü arasında bir tercihte bulunmak zorunda bırakılıyor toplum, - oysa üçüncü bir alternatif var - ne darbe, ne diktatörlük... Bizim demokrasi gibi bir seçeneğimiz var. Şu anda zayıf gibi gözükebilir ama buna yoğunlaşmak zorundayız.

Mısır’da da benzeri bir durum yaşandı. Mısır solcuları darbecilerden yana tavır aldılar ve tarihi bir hata yaptılar. Mısır halkı ikiye bölündü. Burada toplum darbe karşıtı bir pozisyon aldı. Darbe ve diktatörlük arasında tercih yapmak yerine gelin hepberaber güçlü bir demokrasi inşa edelim diyebilirsek, iyi bir şey çıkar. Eğer Erdoğan da HDP’nin bu teklifini doğru anlar, kıymet verirse Türkiye düze çıkar. Bu demokrasi tekliflerini elinin tersiyle iterse, darbeden çıkışın yolunu baskıyı artırmak, OHAL’i artırmak, muhalefeti ezmek olarak görürse bence tarihin en büyük hatasını yapmış olur.

* Darbe girişiminin zemininde bölgede devam eden operasyonlara bağlayanlar var. Hükümetten bağımsız bir inisiyatifin bölgedeki çatışmayı derinleştirdiği görüşlerine katılıyor musunuz?

Ben hükümetten bağımsız bir gelişme olduğunu düşünmüyorum. Davutoğlu ve Erdoğan’ın açık emirleri ve kararları vardır. Orada olup biteni darbeci generallere yükleyip sıyrılmanın mümkün olmadığını görmek lazım. Ama şu bir gerçek; güvenlik bürokrasisi Erdoğan’a şu mesajı verdiler: Savaş konusunda korkak davranma. Biz ordu olarak güçlüyüz. Terörü ezer geçeriz. Sen savaş kararı al gerisini bize bırak dediler. Erdoğan da bu politikaya inandı ve güvendi. Oysa ki geçmiş dönemde defalarca ispatlandı; savaşan bir ordu siyaseten güçlenir. Türkiye gibi anti demokratik bir ülkede savaşta cepheye giden bir ordu vesayeti güçlendirir. Ordu kayıp veriyor, cenazeler oluyor. Ordu aynı zamanda bütün ülke politikası üstünde söz söyleme hakkını kendinde görmeye başlıyor. Bundan sonuç olarak fiili olarak vesayetini güçlendirerek ülkeyi yönetiyor. Bir taşla iki kuş vurmak istedi darbeci generaller. Hem Kürtleri ezmek hem bu savaş vesilesiyle AKP’den kurtulmak istediler. Ama Türkiye AKP’nin hatalarıyla buraya geldi. Kimse Roboski Hava Kuvvetleri eski komutanın suçudur, başka da kimsenin suçu değildir demesin. Cizre yakılıp yıkılırken, bodrumda 200 genç infaz edilirken Davutoğlu’nun emri vardı. Türkiye gözü önünde canlı yayında oldu bunlar. Darbeci oldukları ortaya çıktı ancak bunun siyasi emrini veren Davutoğlu’nun kendisidir.

Darbecilerin AKP içerisinden güçlü bir siyasi klikten destek almış olma ihtimalleri çok fazla var. Milletveki düzeyinde, hatta bakan düzeyinde, hatta belki başka üst düzeyde AKP içerisinde bu darbecileri desteklemiş kişilerin olma ihtimali var. Soruşturma Meclis tarafından geniş çerçevede yürütülürse herkesi çok şaşırtacak, şok edecek şeyler de çıkabilir. Mevcut durumda darbecilerin komuta kademisi siyasi ve askeri olarak ortaya çıkarılmış değil.

*  Bu süreçte HDP nasıl bir çalışma yapacak?

İki şeyi hedefliyoruz. Birincisi, mevcut çatışma ve savaş ortamı darbe zeminini sürekli canlı tutuyor. Dolayısıyla bunu bitirecek yeni bir yol, yöntem bulmamız lazım. İmralı’ya en azından aile ve avukatın gidişi sağlanmalı. PKK dikkat edilirse, darbe gecesinden bu yana büyük çaplı eylemler yapmıyor. Bunun anlamını bizde okumaya çalışıyoruz. Darbe girişiminin sonrasında Türkiye’nin önüne yeni bir fırsat çıkmıştır. Bu faciadan büyük bir ders çıkararak, biz kendi iç barışımızı öncelikle kurmalıyız şeklinde ortak aklı geliştirmek için HDP çaba sarf edecek. Gerekirse bütün hükümet yetkilileriyle görüşebiliriz. İmralı’ya heyet göndermek, Kandil’e heyet göndermek bütün bunlar da seçeneklerimiz arasında. Ama henüz kararlaştırmış değiliz. Özellikle Erdoğan’ın bu konudaki tavrını görmek istiyoruz. İmralı’yla ilgili yapılan açıklamalar tatmin edici değil, ciddiyetten uzak.

İkinci olarak biz de sokağa çıkacağız. Biz de çok sayıda miting planlıyoruz. Biz ne darbe ne diktatörlük diyoruz. AKP’nin kurmak istediği düzen de demokrasi değil, darbecilerin getirmek istediği düzen zaten tam bir katliam ve toplumu teslim alma sistemiydi. Darbeyi durdurduk diye otomatikman demokrasiye de geçmedik. Demokrasiye nasıl geçileceğini meydanlarda anlatacağız. Van’dan Diyarbakır’a İzmir’den Mersin’e Adana’ya Dersim’e kadar birçok yerde 10 gün içinde mitingler yapacağız. Dikkat ederseniz demokrasi başlığı altında toplum buluşmuş değil. Sadece darbe karşıtlığında toplum bir araya geldi. Bu önemlidir ama demokrasi için yeterli değildir. Darbe karşıtı olduğumuz anda demokrat olmuyoruz. HDP demokrasi programıyla sokakta, meydanlarda olacak. Provokasyona gelmeden, toplumda iç çatışma gerilim girişimlerine de prim vermeden çalışacağız.

* Darbe girişimin ilişkin tehlike henüz geçmedi açıklamaları var. Kısa vadede yeni bir darbe ya da iç savaş tehlikesi var mı?

Evet Türkiye riski tehlikeyi atlatmış değil. Alınan tedbirler de bence çok yüzeysel. AKP kendine yakın kitleleri meydanlarda tutarak darbe tehdidini savuşturamaz. Kendisini eleştiren kitlelerle de bağ kurması lazım. HDP’yle görüşmeyerek bu şansını yitiriyor. Yalnızca AKP’lilerin alanlarda olması yetmez, herkesin ama herkesin alanlarda olması lazım. Bir demokrasi programı açıklayamıyoruz örneğin. Benim liderler zirvesi çağrımın amacı buydu. Bir araya gelelim ve demokrasi programı açıklayalım. Biz şu ilkeler etrafında bir araya geldik. Sivil özgürlükçü bir anayasa yapacağız diyelim. Devlet içinde kadrolaşmaya hiçbir parti izin vermeyeceğiz diyelim. Kürt sorununu tümüyle parlamento çatısı altında nihayate erdireceğiz diyelim. Böyle bir deklarasyonla, Cumhurbaşkanlığı başkanlığında dört bir parti bir program açıklayabilsek herkes meydanlarda olur. Ama şu anda AKP yalnızca kendi iktidarını korumak istiyor. HDP ve CHP’nin tabanı hatta AKP tabanının bir kısmı AKP politikalarından rahatsız olan Türkiye’nin yarısından daha fazla bir kesim var. Bu konuda AKP’nin başarısız olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden darbecilere de sürekli bir iç savaş fırsatı sunuluyor. Toplumu bir arada tutmak mümkünken bunu yapmayarak darbe tehlikesini canlı tutuyor. 15 Temmuz’da başlayan askeri darbe girişimi tümüyle sonlandırılmış değil. Askeri ve siyasi komuta kademesi açıklanmadı. Bunlar kimdir, bilmiyoruz. Hiçbir askeri darbe arkasına siyasi bir gücü almadan darbe yapmaz. Bir maceracı ruhla bu işe girişmediler. AKP içinden kim var. Darbenin başbakanı kim olacaktı? Ben olmayacaktım, eminim. Bunun açığa çıkması lazım. Genelkurmay Başkanı, MİT müsteşarı bu işin neresindeydi, bilmiyoruz. Spekülasyonlar var. Bunlar ortaya çıkarılmadığına göre ya AKP bunlarla bir pazarlık yapıyor ya da gerçekten kontrol altına alamadığı için açıklamıyor bunları.

* Darbe girişimine yönelik istihbaratın MİT’ten gelmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben darbe bilgisini medyadan öğrendim. Ama Cumhurbaşkanı ve Başbakan eniştesi ve yakınlarından öğreniyorsa ya eniştesini MİT müsteşarı yapsın ya da gerçekleri topluma anlatsın. Burada bir tuhaflık var. MİT müsteşarının darbe başlamadan saatler önce Genelkurmay’da tedbir toplantısı yaptığı söyleniyor. Bundan Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın nasıl haberi olmaz. Genelkurmay Başkanı ve MİT müsteşarı Başbakan ve Cumhurbaşkanı’na niye bilgi vermediler? Bu konuda açıklama yapmalılar. Karanlıkta olan çok fazla bilgi var.

* Darbe girişiminin ardından HDP’ye dönük suikast iddiaları ortaya atıldı. Bu konuda size gelen bir bilgi varmı?

Bize zaten periyodik olarak istihbarat tebligatları yapılıyor. Bu dönemde Kürt-Türk; AKP’li-HDP’li çatışması tam da darbecilerin ekmeğine yağ sürecek bir durum olur. Biz uzlaşma, çözüm arayışı başlamazsa birileri burayı kaşımak isteyecektir. Her şeye karşın biz güvenlik önlemlerimizi artırıyoruz. Karşımızda gözü dönmüş bir anlayış varsa yapabilecek çok şeyimiz de yok. Tehdit sıradan bir tehdit değil. Darbe girişiminden sonra güvenlik önlemleri arttırıldı. Sözlü olarak iletildi.

* AB’nin darbe girişimine karşı tavrı...

Bu topraklarda arkasına uluslararası güç dinamiğini almadan darbeye cesaret etmez. Arkasında uluslararası kimler var bilemem, spekülasyon da yaratmak istemem. Ama Avrupa Birliği darbeye karşı tutum içine girdi, yaşanan insan hakları ihlalleri ve otoriterleşmeye karşı kaygı duyduğunu da belirtti ama bir defa AB’nin Türkiye’nin darbe sürecine girmesinde subjektif sorumluluğu var. Türkiye’nin iç sorunlarını sadece kendi iç sorunları gibi düşündüler, insan hakları ve demokrasi sorunu AB’nin de sorunuydu. Türkiye aday ülke ve uzun süre sessiz kaldılar, Kürt sorunun da savaşa karşı barış için müdahil olmadılar. Kürt şehirleri yakılıp yıkılırken sessiz kaldılar. Darbe mekaniği dediğimiz zeminin güçlenmesini izlediler. Bu nedenle bazı Avrupalı liderlerin ve AB’nin dolaylı sorumluluğu var. Tutumlarını da ben çok net görmüyorum. Hem darbeye karşı net tutum içinde olmalılar hem de AKP otoriterleşmesi tepkesi var buna çözüm alternatifi de yok. AB sürecini nasıl işletecekler yaptırımları var mı yok mu, sadece çağrılarla yetiniyorlar. AB’nin somut bazı önermeler yapması lazım.

*  Darbe girişiminin ardından gözaltına alınanlara dönük işkence görüntüleri de basına yansıdı. Bu duruma ilişkin değerlendirmenizi alabilir miyiz?

İşkence olağanlaştırılıyor, hatta AKP’lilerin bir kısmı bunun az bile olduğunu söylüyor. Ama ilke ilkedir, ahlak ahlaktır. İnsan geçen ay ahlaklı olup bu ay ahlaksız olamaz. İşkenceye karşı olmak ahlak sorunudur. Geçen ay işkenceye karşıydık ama bu ay herkese yapılabilir ve görüntüler yayınlanabilir demek ilkesizliktir. İşkence insanlık suçudur, darbeciye de yapsanız, katile de yapsanız, masuma da yapsanız hiç değişmez. Hele bu görüntülerin devlet kanallarından yayınlanması ilerde çok sorgulanacaktır. Bugünün sıcak atmosferinde belki kimse görmek istemiyor ama AKP etrafındaki İslamcılar bunun vebalini ağır ödeyecekler. 12 Eylül’de işkenceyi savunan herkes çok utanmıştır.   

AKP’nin korkusunu anlayabilirim, darbenin kendilerine yapıldığını düşünüyorlar ve Mısır örneğinden yola çıkarak panik yaşıyorlar. Ama şunu unutmasınlar, Mısır’da solcular darbecilerden yana oldu, Türkiye’de kimse darbecilerden yana olmadı. Ama bizlerin verdiği desteği de AKP ve Erdoğan politikalarına verilmiş destek olarak algılarlarsa hata yaparlar. Biz demokrasiye inandığımız için tutumumuz böyle. Yoksa Erdoğan’ın bize yaptığı zulmün haddi hesabı yok. Bizi içeri atmak üzereydiler, biz buna rağmen darbecilerden yana tavır almadık. Bütün dünya şaşırdı. O günden bu yana en 10 etkili yabancı basın kuruluşuyla görüştüm, HDP bu kadar baskı altındayken nasıl oldu da darbeye karşı net açıklama yapabildi diye şaşırıyorlar. Ama AKP bunun kıymetini anlayacak ruh halinde değil.

‘Darbecilerin  arasında AKP’liler var’

* Bu, bilgiye dayalı bir tespit mi yoksa bir öngörü mü?

Sadece öngörü değil diyelim. Yarı bilgi, yarı tahmine dayalı bir durumu söylüyorum. Eski, yeni AKP’lilerden de darbeye destek vermiş ve darbe hazırlığı içerisinde olmuş kişiler çıkabilir.



↳Son Güncelleme: 26 Temmuz 2016 12:13

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür