Krizi frenleyen 3 kritik etken

Krizi frenleyen 3 kritik etken

Deniz NAZLIM

ANKARA / DİHA - Eleştirel iktisatçı Gaye Yılmaz, Saray merkezli yönetilen Türkiye ekonomisinde bunca çatlağa rağmen “kriz” beklentilerinin gerçekleşmemesinde, “yabancı sermayeden para akışının kesilmemesi”, “petrol fiyatlarının son 2 yıldır düşmesi” ve “insanların borç olarak yaşamaya alışması” şeklinde 3 kritik etkenin olduğunu belirtti. Yılmaz, “Türkiye ekonomisi ve yönetimindeki bütün pisliklere, çalkantılara rağmen bu nedenlerle hissedilebilir bir kriz henüz yok” dedi.

Krizi geciktiren 3 kritik etken

Eleştirel iktisatçı Gaye Yılmaz, Saray merkezli yönetilen Türkiye ekonomisinde bunca çatlağa rağmen “kriz” beklentilerinin gerçekleşmemesinde, “yabancı sermayeden para akışının kesilmemesi”, “petrol fiyatlarının son 2 yıldır düşmesi” ve “insanların borç alarak yaşamaya alışması” şeklinde 3 kritik etkenin olduğunu belirtti. Yılmaz, Türkiye ekonomisinin belirleyici unsuru olan 2000’li yılların başından beri küresel ekonomide yaşanan sermaye akımını şöyle özetledi: “2008 yılında küresel ekonomi büyük bir krize girdi. Bu kriz her zamankinden farklı bir krizdi. Para, aşırı bir şekilde birikmişti. Ve bu durum merkez ülkelerde yaşanıyordu. ABD, Kanada, Japonya ve Avustralya gibi. Bu paranın hızlı bir şekilde gelişmekte olan dünyaya pompalanması gerekiyordu. Türkiye, Güney Afrika, Malezya, Brezilya gibi ülkelere düşük faizli, büyük ölçekli krediler verildi. Neredeyse bedavaymış gibi bu ülkelerde tam bir mutluluk, saadet zinciri oluştu. Fakat 2012 yılında ABD dedi ki; “Ben krizimi aştım, para vermeyeceğim, kendi yatırımlarım için kullanacağım.” 2014 yılının sonuna kadar diğer devletlerde ABD’nin faizi yükselteceği beklentisi yavaş yavaş oluştu ve kendisi dahi buna ikna olmuştu.”

Para çok, yatırım yok

Yılmaz, 2008 yılında netleşen ABD’nin krizinin aslında aşılmadığı kanısında. Yılmaz, bu görüşünü, “Son 3-4 aydır ABD tekrardan faiz indirimine gitmek zorunda kaldı. Çünkü bir serbest piyasa ekonomisinde hiçbir iktidar, siyaset faiz oranının kendi başına belirleyemez. Faizin tek belirleyicisi her zaman piyasanın kendisidir. Eğer piyasada para bolluğu varsa faiz yükseltemezsiniz. Çünkü paranın değeri düşer. Paranın değiştiğini faizlerin düşmesiyle anlarız. Şimdi tekrar 2008’deki koşullara doğru geri gidiş var. Para yine bol, yine yatırıma dönüşemiyor. Yine kaotik bir kriz içinde kapitalist ekonomi” şeklinde açıkladı. Yılmaz, “Bir yıllık molanın ardından Türkiye tekrardan düşük faizli fon bulmaya başladı. Türkiye’de her şeye rağmen bu görüntünün olmasının en önemli nedeni bu para akışı” diye ekledi.

Krizin aşılmadığını destekleyen veriler

ABD’nin ekonomisinin “olumlu” açıklanan verilerine rağmen halen iyileşmediği ve Türkiye’ye para akışının 1 yıllık bir mola ardından tekrar devam ettiği görüşünü istatistiklerde destekliyor. TÜİK verilerine göre 2002 yılında Türkiye’ye yabancı sermaye girişi 1 milyar dolar iken 2005 yılında 10 milyar dolara yükseliyor. Krize gelinen aşamada 2007 yılında 22 milyar dolara kadar yükseliyor. 2008 yılında ise 19 milyar dolar. 2009 ve 2010 yıllarında paranın daha fazla ülkeye akmaya başlaması ile Türkiye’ye giren parada düşüş yaşansa da asla 2002 seviyelerine inmiyor. Yabancı sermaye girişi 2011 yılında tekrar yükselerek 16 milyar doları buluyor. ABD’nin “para göndermeyeceğim” dediği 2012 yılı ve sonrasındaki 2 yılda 11-12 milyar dolar arasında seyrediyor.

Yabancı sermaye girişi  yükselecek

Öte yandan eski Hazine Müsteşarı Faik Öztrak’ın 2015 yılından Türkiye’den 9,4 milyar dolar yabancı sermayenin çıktığı ve 2001 ile 2008 yılında dahi bu kadar yabancı çıkışının yaşanmadığını belirtmesi dikkat çekti. Yılmaz, “Bu durum ABD’nin ‘krizden çıktım’ demesinin etkisi. Para güvenli limanlarda tutuldu. Ancak ABD 2 ay önce geri adım attı. Krizden çıkamadığını kabul etti. Bunun etkisi de yaz aylarında belli olacak. Türkiye’ye yabancı sermaye girişi tekrar yükselecektir” şeklinde değerlendirdi.

Zamlar sorunlara işaret ediyor

Ancak görülüyor ki, 2016 yılının başlamasıyla her ne kadar 2015 yılı fiyatlarını yakalayamasa da petrol fiyatları yükselmeye başlıyor ve bu da Türkiye ekonomisi için gelecekteki sorunlara, bu şekilde bir ekonomik yapının sürdürülemeyeceğine işaret ediyor. Yükseliş devam ederse, cari açığın yılın ikinci yarısında tekrardan yükselişe geçmesi bekleniyor.

Bütün pisliklere rağmen...

Gaye Yılmaz ise bu tabloyu şöyle değerlendirdi: “Petrolün düşüşünden Türkiye ekonomisinin ciddi şekilde yararlandığı görülüyor. Türkiye ekonomisi bu nedenle tüm kötü koşullara rağmen sürebiliyor. Pek çok neden tartışılabilir ancak en temel iki neden ‘yabancı sermaye’ ve ‘petrol fiyatları.’ Türkiye ekonomisi ve yönetimindeki bütün pisliklere, çalkantılara rağmen bu nedenlerle hissedilebilir bir kriz henüz yok.”

‘Borçlu yaşamaya alıştırılıyoruz’

Yılmaz, Türkiye toplumunun “borçlu yaşamaya” alışması gerçeğine de dikkat çekerek, “Üçüncü bir neden halkın kendisiyle ilgili. Borçlu yaşamaya çalışan bir toplum. Hiç kimse cebindeki parayı harcamıyor. Herkes olmayan parayı; banka ve bireysel tüketici kredilerini harcıyor. Bu nedenle toplum gerçek anlamda krizi hissedemiyor” diye ekledi.

YARIN: Ekonomist Mustafa Durmuş, Türkiye’nin içeride ve dışarıda sürdürdüğü savaşın ekonomiye etkileri ve geleceğini değerlendirdi.



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür