‘Dikta’ anayasa taslağı açıklandı

‘Dikta’ anayasa taslağı açıklandı

Muhittin CEMİL Ender KARADENİZ

Türk tipi “faşizm” nasıl olacak?

“Seçimli” olacak...

Yani seçimler yapılacak. Sonra?

Sonra yapılan seçimlerin sonucu kabul edilmeyecek.

Seçilen temsili kurum beğenilmiyorsa, hemen başındaki kişi görevden alınacak.

Yetmedi, o kurum lağvedilecek.

Yerlerine diktatörün istediği gelecek...

Nereden biliyorsunuz derseniz, şu sırada yerel yönetimlerle ilgili çıkarılacak olan yasa tasarısından bildiğimizi söyleyelim.

Vatan yazarı Murat Yetkin şöyle yazmış:

“Eğer terör durumu varsa, görevden alınan belediye başkanının yerine seçme ve seçilme hakkına sahip bir kişi dışarıdan atanabilecek. Bu atamayı ilçelerde valiler, iller ve büyükşehirlerde İçişleri Bakanlığı yapacak. Atanan kişi, belediye meclisini feshetme yetkisine sahip olacak ve meclis feshedilebilecek. Yeni yerel seçimlere kadar böyle devam edilecek.”

İlçe Belediyelerinin Meclisini Vali, Büyükşehir Belediyelerinin Meclisini İçişleri Bakanı feshettiğine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisini de diktatör feshedecek.

Sen durmadan seçimlerde oy kullanacaksın, kıtipiyoz bir atanmış ile devleti gasp etmiş bir diktatör bozuntusu o meclisleri oluşturan halk iradesini tanımayacak, beğeneceği seçim sonuçları çıkana kadar, seni sandığa götürüp götürüp, getirecek...

O kadar da değil demeyin. 7 Haziran’da ne oldu? Reis sonucu beğenmedi. Ortalığı yaktırıp, yıktırdı. Halk iradesini yok etti. Al sana yeni seçim. Şimdi de 1 Kasım’ı beğenmedi. Erken seçim kapıda. “Dön baba dönelim, hacılara gidelim...” Yarın bunu “Yeni Anayasayla” kanuni olarak yapacak.

Yani “yerel yönetimler yasa tasarısı” aslında Anayasa’nın “yerel” taslağı... Okuyun, başımıza ne gelecek anlayın...

‘Hiçbir demokratik kural’ işlemeyecek

AKP’nin adamları artık “açık” konuşmaya başladılar.

Düne kadar şöyle konuşuyorlardı: “Terörle Anayasa, yasa ve hukuk çerçevesinde, demokrasiye uygun olarak sonuna kadar mücadele ediyoruz.”

Bravo size. İyi halt ediyorsunuz.

Ediyorsunuz da, “mızrak çuvala” sığmayınca, “güneş balçıkla sıvanmayınca”, artık böyle de konuşamaz oldunuz. “Hukuk içinde, demokrasi çerçevesinde” diyemiyorsunuz. İtirafçı oldunuz.

Yerel Yönetimlerden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Özhaseki Kürdistan’da yerel yönetimlerin tasfiyesiyle ilgili hazırladıkları yasa tasarısının demokratik olmadığını ağzıyla itiraf etti.

“Teröre yardım eden Belediye başkanını Valimiz görevden alacak; yargımız hapse atacak, belediyenin Meclisini de ilçelerde Valimiz, büyükşehirlerde içişleri bakanımız feshedecek” deyiverdi.

Bunun demokratik olmadığını bildiği için de şöyle dedi: “Eğer, teröre destek veriliyorsa hiçbir demokratik kural işlemez.”

Yani öldürürsünüz, yakarsınız, halk iradesini yok edersiniz...

Evet, aynen öyle, artık  sözde “teröre”, gerçekte ise “halk iradesini temsil eden seçilmişlere” karşı yürüttükleri saldırıların anayasa, yasa, hukuk ve demokrasi dışı olduğunu bu Hitler taslakları  açıkça ilan ediyor.

AKP’deki çatlak büyüyor Küreselci Şimşek gidiyor

Mehmet Şimşek, Davutoğlu’nun bakanı. Kendisi Kürt. Yetenekli bir adam. İki ülkenin uyruğu; hem Türt vatandaşı, hem de İngiliz vatandaşı. Bir türlü Kürdistan vatandaşı olamamış. O kadar kusur kadı kızında da olur deyip geçelim. Şimdi bu kardeşimiz topun ağzında... Şimşek geçen gün “geçici bahar havasına aldanmayalım” demişti.

Haberi okuyalım:

“Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Bülent Gedikli yaptığı açıklamada, AKP’deki bayrak değişimini bahane ederek piyasayı bozmak isteyen yerli ve yabancı kriz korosunun amacına ulaşamayacağını söyledi. “Davamız bitmiş değildir, ‘davam bitmiş’ diyenler bitmiştir. ‘Geçici bahar havası’ diye nitelendirilecek bir durum yok. Tam tersine çok sağlam temeller oluşturulmuş durumda” diyerek Şimşek’e sert eleştiri yönelten Gedikli şunları söyledi:

“İşadamlarının moral ve motivasyonlarını bozmaya kimsenin hakkı yok. Bu tarz yaklaşımlar ve açıklamalar Türkiye’de kriz çıkarmak isteyen odakların ekmeğine yağ sürer. Milli ama evrensel olmakla, ‘küreselci’ olmak arasında kalın bir çizgi var.”

Bu “küreselci” lafı nereden mi çıktı. Anlatalım:

Mehmet Şimşek, 2008 yılının mart ayında New York’ta şöyle konuşmuştu:

“Türkiye’de bir güçler kavgası var. Küreselleşmeyi anlayanlar ve buna hazırlananlar ile milliyetçiler arasında. Yani dar anlamda küreselciler ile milliyetçiler kavgası. Olan durumu ve bürokratik rejimi korumak isteyenler, en temel insan haklarını öne çıkaranlara karşı çıkıyor. Ve sanıyorum bu mücadele sürecek.”

Zavallı Şimşek. Doğru tahminler yapmış. Ama paradigma tersyüz olmuş. O zamanlar AKP adına “küreselciydi”, Ve şimdi “küreselci” Şimşek, milliyetçi jölelilerin saldırısıyla karşı karşıya...

Gidicidir...

AKP’nin yüzde 4.5’luk oyu var

Kuto genellikle “sohbet” ederek vakit harcamaz. Haberini verir, duruşunu gösterir çıkar gider. Nedense bugün bir başka hali vardı. Kuto’nun rakibi medya diyalogçu arkadaşın da içinde bulunduğu bir grupla, çay içerek sohbete başladı.

“Erdoğan’a şimdi emr-i hak vaki olsa, AKP’nin oyu yüzde 4.5’ta kalır diye düşüniyem...”

Kuto’nun rakibi, “yüzde 45 demek istiyor, ama mektepten sürekli kaçtığı için matematik öğrenmeye vakti olmuyor. Olmayınca da yüzde 4.5 ile yüzde 45 arasındaki farkı da anlamıyor” dedi.

Kuto’ya baktık, yüzünde en küçük bir kızgınlık yok. Çok sakin. Tane tane konuştu:

“Siz, dedi, devlet tipi gazeteciliğe çok önem veriysiniz. ‘devletin gizli arşivlerinden’ çıkmış belgelerin peşinden koşiysiniz. Elinize böyle belgeler geçmeyince, habercilik yapılmaz saniysiniz. Size kimse gizli arşiv belgesi vermez, verirse amacı kandırmaktır...”

Bu diskura hepimiz sıkıldık. “Ne diyeceksen söyle Kuto, bu yüzde 4.5 oy lafını nereden uydurdun? Hangi kamuoyu araştırmasına dayanıyorsun?”

“Benim elimde belge var. Ben bu gazeteyi yönetseydim, “Erdoğansız AKP’nin oyu sadece yüzde 4.5’muş diye manşet atardım...”

“Manşet boyacı küpü değil, böyle bir manşeti neye dayandırırdın? İşkembeden mi atardın?”

Kuto’yla tartışma ilk defa bu kadar kızışıyordu.

“Sen önündeki habere bak” dedi hafif kızgınlıkla.

Kuto’nun rakibinin önündeki bilgisayar ekranında AKP Antep vekili Şamil Tayyar’ın resmi görünüyordu....

Kuto, “Önündeki ekrana bakarsan, neye dayandığımı anlarsın” dedi.

Ve bakmamızla Kuto’nun bize nasıl bir ders verdiğini de anladık. Ekranda Şamil Tayyar’la ilgili şu haber duruyordu: Davutoğlu’nun tasfiye edilmesi sonrası “Milli İradeye Darbe” söylemlerine katılmadığını dile getiren Şamil Tayyar, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun sık sık dile getirdiği ‘Yüzde 49,5 oy almış bir parti genel başkanıyım’ sözlerini de eleştirdi.

Tayyar, AKP’nin 1 Kasım seçimlerinde aldığı yüzde 49,5 oyun yüzde 45’inin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ait olduğunu, kalan yüzde 4,5’luk kısmında ise teşkilat ve milletvekillerinin katkısı olduğunu kaydetti.”

“Tekrar öneriyem, dedi Kuto, manşeti şöyle atalım; AKP’siz Erdoğan yüzde 45; Erdoğansız tüm AKP yüzde 4.5”

Kuto çıkarken, “şu sıralar bu yüzde 4.5’luk düşük profilli AKP, emr-i hak vaki olursa, ne halt ederiz diye düşiniy... Ey AKP’liler, faninin ipine değil, Allahın ipine sarılın ve faninin işlediği suçlara ortak olmaktan korkun... Ya siz sağken ona bir şey olursa...”



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür