Öcalan’ın büyük öngörüsü

Öcalan’ın büyük öngörüsü

Muhittin CEMİL Ender KARADENİZ

Yargıtay karar verdi:

“Ergenekon diye bir örgüt yok... Hepsi kumpas...”

Neler oluyor?

Şunlar: Aslında 2007 yılında ‘Ergenekon’cular Erdoğan’a karşı, sözde Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığını önleme, özünde ise “çözüm sürecini” yok etmek için harekete geçmişti. Ünlü Cumhuriyet mitingleriyle “darbe” ortamı hazırlanacaktı. Darbe kronolojisi şöyle:

12 Nisan günü Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, Gül’ün adaylığına karşı “Cumhurbaşkanı sözde değil, özde laik olmalı” dedi.

13 Nisan günü ise Sarıkız, Ayışığı darbe planlarını yayınlayan Nokta Dergisi, Askeri Mahkeme kararıyla basıldı.

14 Nisan 2007’de, yani Büyükanıt’ın konuşmasından 2 gün sonra ve  Cumhurbaşkanlığı seçiminden iki hafta önce ilk Cumhuriyet mitingi Ankara’da yapıldı.

27 Nisan’da gece yarısı Genelkurmay Başkanlığı adına ünlü “muhtıra” verildi.

İkinci miting bu muhtıradan iki gün sonra 29 Nisan’da İstanbul Çağlayan Meydanı’nda oldu. Üçüncü ve dördüncü mitingler 5 Mayıs’ta Manisa ve Çanakkale’de yapıldı. Beşinci ve son miting ise 13 Mayıs’ta İzmir’de yapıldı.

Bu mitingler “muhteşemdi.” İddiaya göre bunlara milyonlar katılmıştı.

Nasıl olmuştu? Arkasında kim vardı? O günlerde herkes bu mitinglerin arkasındaki gücün Ergenekon olduğunu biliyordu. Atatürkçü Düşünce Derneği kamuflajdı. Onun böyle bir örgütleme gücü yoktu. Nitekim aradan iki yıl geçip, Ergenenekoncular hapse atılınca, aynı Atatürkçü Düşünce Derneği’nin yeniden başlattığı “ikinci dalga”nın mitingine sadece bir kaç bin kişi katıldı.

Fakat bu arada 5 Mayıs 2007’de dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan’la Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt arasında hala sırrı açıklanmayan bir gizli görüşme yapıldı.

Bu görüşmenin ilk ürünü ise, muhtemelen “Ergenekon” isimli gladyo ile ilgili yapılan “ihbar” oldu. Büyükanıt, ABD’nin darbecilere karşı harekete geçeceğini bildiğinden, “kendi yakasını kurtarmak” için “Ergenekon’un yer altı örgütünü” ve diğer “darbecileri” basında iddia edildiğine göre ele vermişti.

Nitekim bu görüşmeden bir ay sonra 12 Haziran 2007’de hükümet, Cemaatle birlikte Ümraniye’de el bombaları bulunan bir eve yapılan baskınla harekete geçti. Ergenekoncular tutuklanmaya başlandı.

Ve böylece “darbeciler” teşebbüs halinde kaldılar. 24 Nisan’da erken seçim yapıldı. AKP oylarını arttırdı. Gül Ağustos’ta Cumhurbaşkanı oldu. Bunu 21 Ekim 2007 referandumu izledi ve böylece Erdoğan’ın “başkanlık-tek şeflik” yolu açılmış oldu.

Özetle Erdoğan, Cemaat ve Org. Hilmi Özkök ve “toplam” yekun olarak ABD “darbeyi” bastırmışlardı.

Evet, dava dosyasına bakmanın anlamı yok. Bu kronoloji bir “darbeye” teşebbüs edildiğini ve bunun bastırıldığını gösteriyor.

Ve işte şimdi, Yargıtay, “ortada Ergenekon örgütü yok, darbe yok, hepsi kumpas” deyince, bunu diyenler ne yapmış oldu? Darbecileri aklamış, darbe teşebbüsünü meşrulaştırmış oldu.

Böyle olunca, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, HDP’lilerin dokunulmazlığını kaldırma konusunda “önüne yattığı” Erdoğan için şöyle dedi:

“Ergenekon bir örgüt değil, AKP imzalı bir hukuksuzluk destanıdır. Gün gelecek ‘ben bu davanın savcısıyım’ diyen zat da yargılanacaktır!”

Kim yargılayacaktır?

Elbette şimdi kim “Ergenekon yok” dedirtmişse o...

Çünkü hiçbir demokratik iktidar, Erdoğan’ı 2007’de “darbeyi bastırdığı için yargılamaz, fakat 2015’te Kürdistan halk iradesine karşı darbe yaptığı için mutlaka yargılar. Yargıtay’ın kararı AKP’nin “hüküm giydiğini” gösteriyor. Ayağı sürçtüğü gün kodestedir.

Ergenekoncular suçlu değilse Gülen gibi, Erdoğan da suçlu

“Korku dağları bekliyor.” Evet. Yargıtay’ın kararı AKP’de “paniğe” neden oldu.

AKP’nin görünüşte “en cesur Anteplisi” Şamil Tayyar bakın neler dedi:

“Ergenekon davası özü itibarıyla doğrudur. Maalesef paralel yapı ile mücadele, Ergenekon, Balyoz ve faili meçhul cinayetler gibi davalardaki kirli adamları temizleme sürecine dönüştü. Bu bir hatadır. Görülüyor ki Ergenekonvari yapılar güçlenip yeni bir darbe teşebbüsünde bulununcaya kadar kirli odaklarla mücadele kesintiye uğramıştır. Yazdığım kitapların arkasındayım ve hesabını veririm. Paralel yapı ile mücadele, Ergenekonvari yapıları yeniden güçlendirmeye başladı. Önümüzdeki 3-5 yıl içinde bunları yeniden konuşur hale geliriz. Nasıl ki paralel yapı, Ergenekon’dan boşalan yere gelip çöktüyse paralel yapıdan boşalan yere de eski derin devlet yerleşecektir. Devlet bir kirli yapıyı tasfiye ederken bir başka kirli yapının önü açıldı.”

PKK Önderi Öcalan’ın “darbe dinamiği” dediği tam da budur.

Erdoğan’a Cemaatle birlikte yaptıklarının “tümünü suç olarak kabul ettiriyorlar.” Yani attığı her adımda “aldatıldım, bu suçları o nedenle işledim” dedirtiyorlar. Sonu ne olacak? “Tevil yoluyla ikrardan” yargılanacak....

Her kim ki, demokrasi için mücadeleyi Kürt sorununda barışçı çözüm mücadelesiyle birleştirmezse, bir gün “paralele”, ertesi gün “Ergenekona” kapıyı açar...

AKP’de ‘çatlak’ büyüyor

İşte yeni bir örnek: Star Gazetesi yazarı Nasuhi Güngör Saray’ın ATV’sinde şöyle deyiverdi:

“... Başkanlık sistemi ile ilgili sahici gündeme geçemediğimiz için, iki başlılık var. Daha da açık konuşacağım, Türkiye’nin paralel yapı ile mücadelesinde gayret etmesi gerekenler bunu yeterince yapmıyor. Hükümet yeterince gündemine almıyor. AK Parti de almıyor gündemine. Çok daha aktif gündemlerine almak zorundalar. Sayın Ahmet Davutoğlu ile artık bu mesele devam edemeyecek bir hale gelmiştir.”

Ne oldu? Nasuhi efendi “kuş” oldu, Star’dan “uçuruldu.”

Ama çatlak derinleşmeye devam ediyor.

Nasuhi “Başkanlık rejimi olmadığı için” işler kötü derken, Davutoğlu ne diyor:

“Anayasayı ‘demlenmeye’ bırakalım...”

Bu ne demek oluyor?

Çatlağın derinleşmesi oluyor. Nitekim Başbakan “demlenmeye bırakırken”, TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Şentop, “Çalışmalarımız sürüyor. Başbakan’ın sözleri, zamana yayma şeklinde algılanmamalı. Konuyu haziranda Meclis’e getirme yaklaşımımızda bir değişiklik yok” diye Davutoğlu’na “ayar” veriyor.

Ve CHP’li Uğur Bayraktutan “Bu açıklama, güç ve yetki konusunda Saray ile aralarında ciddi çelişkiler ve rekabet olduğunu gösteriyor” dedi.

Ve bütün bunlar olurken, Erdoğan kürsüye çıkmış, “PKK’yi yendim” diye bağırıyor.

AKP çanağı çatlamış, Erdoğan Kürdün kanıyla çatlağı sıvamaya çalışıyor.

Bu halk seni ‘unutmaz’

Ergenekon darbesini asıl önleyen güç Kürdistan halkıydı. Referandumda öyle bir oy oranıyla darbecilere karşı çıkmıştı ki, darbe yapan Kürdistan’ı kaybeder mesajını vermişti. İşte örnekler:

2007 referandumunda, Kürdistan Gül’e “kerhen” destek verirken, esas olarak darbecilere karşı muazzam bir sivil tepki ortaya koydu. Referandum’a sunulan Anayasa değişikliğine, Ağrı’da yüzde 95, Batman’da yüzde 90, Bingöl’de yüzde 96, Bitlis’te yüzde 97, Hakkari’de yüzde 96, Mardin’de yüzde 95, Muş’ta yüzde 93, Siirt’te 94, Urfa’da yüzde 96, Van’da yüzde 95 “evet” oyu çıktı.

Şimdi Erdoğan’ı darbecilerin ipinden alan bu halkın şehirlerini, “darbecilerle” kucaklaşan Erdoğan, tanklarla yakıp yıkıyor.

Kürdistan seni unutmayacak Erdoğan...

Kuto’nun mesajı

Kuto bize şu bilgiyi verdi:

“Bundan 118 yıl önce, 22 Nisan 1898’de Kahire’de ilk Kürtçe gazete olan ‘Kürdistan’ yayın hayatına başlamıştı.”

Bir de şu demeci ekledi:

“Kürdistan basınının 118. doğum yılını kutliyem. Gazetecilerin özgürlüğü için halen Sur’da mücadeleye devam ediyem...”

 



↳Son Güncelleme: 23 Nisan 2016 09:08

Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür