‘Uyan artık uykundan uyan Uyan Türkiye’nin gafilleri...’

‘Uyan artık uykundan uyan  Uyan Türkiye’nin gafilleri...’

Kuto elindeki gazete kupürünü sallayarak içeriye girdi.

“Laikçi abelerime haberim var” dedi ve haberi okudu:

“Türkiye 56 ülkede İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesinde teröre karşı güçlü işbirliği için İstanbul merkezli Polis İşbirliği ve Koordinasyon Merkezi önerdi. İslam Zirvesi’nden onay çıktı”

“Ne var ki bunda?” dedik.

Kuto, “bu polis teşkilatının FETO’cülükten Selefiliğe ve DAİŞ’çiliğe dönüştürülmesinin çok önemli bir adımıdır” dedi.

Kuto’nun rakibi genç arkadaş, “Polis zaten öyle sayılır, sen ordudan haber ver” der demez, Kuto arka cebinden buruşuk bir haber kupürünü masaya serdi. Okudu:

“Türkiye’nin katıldığı İslam Ordusu tatbikat yaptı. Ülkenin kuzeyindeki Hafr el-Batın’da gerçekleştirilen Ra’du’ş Şimal (Kuzeyin Gök Gürültüsü) tatbikatına katılan ülkeler tarafından düzenlenen askeri törende, Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz ve 9 ülke lideri ile aralarında ülkeye davetli olarak giden Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın da bulunduğu çok sayıda üst düzey yetkili hazır bulundu. İslam Ordusu’nun kıyafetleri dikkat çekti. Kıyafetlerdeki hilal şeklindeki armanın içinde ‘Allah’ lafzı bulunurken altında ise ‘Hasbinallah’ yazıyor.”

Kuto, “Bildiğiniz gibi dedi,  bu İslamcı ifadelerin altında mezhep kavgasının sinyali veriliyor; yani bunlar Müslümanlıkla ilgili değil, Şii düşmanlığı ile ilgili.... Malum Allah’ın adını DAİŞ’çiler insanlık düşmanı bayraklarına tıpkı bunlar gibi yazdılar.”

Kuto, “Şimdi Sözcü’deki abelerime soriyem; Türk ordusu mu İslam ordusu içinde Kemalizmi yayar, yoksa Suudi kralı mı Türk ordusu içinde selefiliği hakim kılar? Erdoğan mı Suudi Kral’ını ‘Müslüman Kardeşçi’ yapar, yoksa Suudi Kralı mı Erdoğan’ı Selefi haline getirir?”

Kuto ardından soruyu yanıtladı: “Suudi Kralıyla yatağa giren, ister ordu olsun, ister polis olsun, ister devlet ve onu yönetenler olsun, IŞİD’le hamile olarak kalkar... Baksanıza, Suudi Kralı, Kemalist ordunun başkomutanı Erdoğan’ın ‘Müslüman Kardeşi’ Mursi’yi deviren Sisi’yi destekledi, şimdi de Erdoğan’ı Sisi’yle masaya oturtiy...”

Bizim laikçiler, Sözcü’ler, CHP’liler Erdoğan’ın Kürdistan seferini alkışlarken, Türkiye’nin Selefileşmesine alkış tuttuklarını anlamıyorlar. Bizzat hükümetin Kars Emniyet Müdürü, “HDP’ye, CHP’ye ve sola karşı” tam 70 ilde IŞİD hücrelerinin varlığını açıkladı. Tepenizde bombalar patlayınca mı uyanacaksınız, bre gafille?

Bir ‘Kürt kapanı’ açmazı

Sözcü Gazetesi Erdoğan’a ve AKP’ye muhalif.

Hangi konularda derseniz, tevatür muhtelif.

Örneğin bu gazete AKP’yi ve Saray’ı Kürdistan şehirlerine yığıldığını iddia ettikleri silah ve patlayıcılar konusunda suçluyor. “Bu silahlara siz göz yumdunuz, askerimiz bu yüzden şehit oluyor” diye yazıp duruyor.

Bu, muhalefet yolu mu, yoksa AKP’nin peşine takılmanın başlangıç yolu mu?

Başbakan geçenlerde kürsüye çıkıp, “terörle mücadelede yapılan yanlışlar tarihte kaldı, biz şimdi taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmıyoruz” anlamında laflar edince, Sözcü “zınk” diye fren yapmak zorunda kaldı. Başbakan bu gazeteye “Tamam anladık, biz yanlış yaptık, ama şimdi yanlışımızı düzeltiyoruz, taş üstünde taş omuz üstünde baş bırakmıyoruz, söyleyin bize, bu vatan müdafaasında bizden mi yanasınız, teröristten mi?” dese, ulusalcı, ülkeyi Vahabileştiren, Selefileştiren, IŞİD’çileştiren, bunların da üstünü Kürdistan’da döktüğü kanlarla örten AKP’nin peşine takılacak.

Dün Saygı Öztürk güzel bir yazı yazdı. Bu yazıda AKP’nin Milli Eğitim’de ne haltlar karıştırdığı tek tek sıralandı. Çizdiği tablo korkunç. Ülke Erdoğancı cemaatlerin kurduğu okul “ağlarıyla örülüyor dört yandan.” Birkaç yıl sonra bu okullar birer Selefi terörist fabrikasına dönecek. Suudi Arabistan’ın peşine takılan ülke Vahhabilerin ideolojik hegemonyasına yuvarlanacak.

Nasıl önleyecek Saygı Öztürk bu gidişi?

Örneğin dokunulmazlık konusunda ne diyecek? CHP gibi o da AKP’yi destekleyecek mi?

Şu anda Kürdistan’ın Suriye sınırındaki ilçelerini yıkıp, buralara TOKİ’yle Arap mültecilerin yerleştirileceği yeni yerleşim yerleri inşa etmesine, bölgeyi Kürtsüzleştirip, DAİŞ’leştirmesine ne diyecek?

Hem bunları destekleyip, hem de Milli Eğitim’in “selefileştirilmesine” karşı çıkılabilir mi?

O nedenle, Çölaşan’a, Öztürk’e, diğerlerine diyoruz ki, fena halde açmaza alındınız, hepiniz, en önce nasıl Perinçek Erdoğan’la cephe kurduysa, ardından nasıl Kılıçdaroğlu Erdoğan’ın peşine takıldıysa siz de ya AKP’nin Kürt kırımı siyasetine karşı çıkacaksınız, ya da, ne kadar şikayet ederseniz edin, Selefi egemenliğine giden yolda, Kürt düşmanlığının etkisi altında sürüklenip duracaksınız...

Yani ya Kürde karşı Erdoğan’la birlikte, ya da Erdoğan’a karşı Kürtle birlikte. Başka yol yok...

Şarlatan’ın diploması yok

Eğitim şart!..

Ahmet Hakan denilen adam, Türkiye medya tarihinin en şarlatan yazarı ünvanını haketmek için elinden gelen her şeyi yapıyor.

Neyin şarlatanı?

“Tarafsızlık” şarlatanı.

Aynı yazının içinde bir paragrafta güya birisini eleştiriyor.

Sonraki paragrafta övüyor.

Böylece “tarafsızlık” şarlatanlığı yapmış oluyor.

Çünkü, bu şarlatan, okurlarını “herkesin iyi ve kötü yanı var” diyerek, gerçek kötülerle, gerçek iyileri eşitleyerek kandırmaya çalışıyor. Okurlarının kötüye karşı çıkışlarını, iyiden yana tutum almalarını bu yöntemle önlüyor.

Şu anda egemen olan “kötüler” olduğuna göre, “iyileri” en az “kötüler” kadar kötü olarak tanıtınca, terazinin kefesi kırılırcasına “kötülerden” yana ağır basıyor.

İşte bu tipik şarlatanlık.

Örneğin dünkü yazısında Selahattin Demirtaş’ın, daha önce yaptığı konuşmalardan alıntılar yaparak, bunlar arasında çelişki olduğunu, bir yerde “hendekleri savunan” Demirtaşın, bir başka yerde “hendeklere karşı çıktığını” yazdı ve sordu: Biz hangi Demirtaş’a inanacağız?

Ardından da “öznesi” olmayan bir alay çelişkili durumu yazarak, güya hükümeti de eleştirmiş oldu. “Bize şu söylendi, bu söylendi, hangi söylenene inanalım” gibi geveledi, durdu.

Ama bu şarlatan şöyle yazamadı?

“Şimdi biz hangi Erdoğan’a inanacağız?”

Şarlatanlığın asıl rezilliği ise şurada:

Şarlatan, “az sonra” dokunulmazlığı kaldırılıp hapse atılacak olan Demirtaş ile onu hapse atacak olan Erdoğan-Davutoğlu arasında “eşitlik” kurarken, aslında şunu yapmış oluyor:

Hürriyet okurları zaten Erdoğan ve Davutoğlu hakkında “olumlu” düşünceye sahip olmadığı için, onun bu ikiliye dönük lafları, okurda “yeni bir düşünceye” neden olmuyor. Ama Demirtaş’ın saygınlığına her saldırdığında, Hürriyet okurunu adım adım hükümete ve Saray’a yaklaştırıyor.

Şu anda tüm Hürriyet yazarlarının da yaptığı aslında bu.

Ne olmuş oluyor?

CHP başkanı Kılıçdaroğlu, “Anayasaya aykırı olmakla birlikte, dokunulmazlıklarla ilgili Anayasa değişikliğine, bizi köşeye sıkıştırmasınlar diye oy vereceğiz” diyor.

Bu sonuç Ahmet Hakan’ın marifeti değil elbette. O şarlatan. Yani böyle bir sonucu alacak kadar ne ehliyeti var, ne yeteneği, o kör kör parmağım gözüne hesabı çalışıyor.

Hürriyet’te ise asıl mesleği, “ana muhalefeti AKP’ye yaklaştırmak” olan insanlar var ve onlar çok başarılı. “Eğitim şart.” Şarlatan için...

 

 



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür