Sen ‘meşru değil’ diyorsun Savcı da zaten öyle diyor

Sen ‘meşru değil’ diyorsun Savcı da zaten öyle diyor

Muhittin CEMİL Ender KARADENİZ

Ali Bayramoğlu, eğer dün yazdığı yazıdaki görüşleri, üst üste beş kere daha yazsın, kendini Yeni Şafak gazetesinin dışında bulur. Keşke öyle olsa. Bir süre sonra da “aktroller” tarafından kepaze edilir. Daha sonrasını bilemeyiz.

Bayramoğlu, üç akademisyenin tutuklanmasını eleştirmiş. “Bu gidiş, gidiş değil” diye yazısını bitirmiş.

Bu gidişte, Ali Bayramoğlu gibilerinin “katkısı” nedir?

Malum. Akademisyenlerin “bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildirisine karşı Ali Bayramoğlu, bir çokları gibi ağır suçlamalar yöneltmişti. Hatta, şimdi üç akademisyeni tutuklayan savcıların diliyle, bu bildirideki görüşlerin “meşru olmadığını” yazmıştı. Dün bunu yeniden şöyle yazdı:

“Kendi adıma 15 Ocak’ta şunları yazmıştım: “İçerik ve üslup itibariyle benim gözümde bu bildirinin, özellikle bir bölümü nedeniyle hiçbir meşruiyeti bulunmuyor.”

“Meşruiyeti bulunmuyor” dediğin zaman, savcı da zaten öyle diyerek “üç akademisyeni” tutukluyor. Ardından Vali, bir genelge yazıp, tümünün işten atılmasını emrediyor. Ardından onların da tutuklanacağı anlaşılıyor.

Ali Bayramoğlu, bugünkü rejimde, Erdoğan’ı ya da hükümeti eleştiren herhangi bir yazıyı ya da bildiriyi “meşru değil” diye eleştirmenin, Erdoğan’ın ve hükümetin muhalefete karşı saldırıya geçmesine hizmet ettiğini umarız anlamıştır.

Şu sözlerine katılmadan edemiyoruz:

“Üç akademisyenle ilgili tutuklama kararı, PKK’nın açıklamaları ile bildiri arasındaki benzerlikten söz ediyor, niyet okuyor ve söze keyfi sınır getiriyor.

Bu, “Ya bizdensiniz ya onlardan, arası yoktur” tarzı bir söylemin adli uygulamadaki karşılığı mıdır?

Böyle bir şey olabilir mi?

Oldu diyelim.

Ne yapılacaktır? Resmi bakış dışındaki her fikir adli takibata uğrayacak ya da suskunluğa mı itilecektir?

Diyelim ki bu da oldu.

Şiddet ve terör böyle bitirilebilecek midir? Kürt meselesi böyle çözülebilecek midir?

Günlerdir terör eylemlerinin sorumlusu olarak, eylemi yapanları değil, soru soran, farklı bakanları suçlayan bir iklim soluyoruz.

Bu gidiş, gidiş değildir...”

Sözlere katılıyoruz, ancaaaaaakkkkk...

Bu sözleri söyledikten sonra, Ali Bayramoğlu’nun “bu gidişe karşı” ne yapacağını da çok merak ediyoruz?

Kendisine şöyle denecek: “Ya bizdensin, ya onlardansın, safını belirle...”

Nasıl belirleyecek?

Belirleyebilecek mi?

Kendi cenaze marşını çalanlar

Aydın Doğan tehlikede.

Doğan medya tehlikede.

“Denetim altındaki” yargı organları çalışıyor.

Geçtiğimiz gün Doğan’ın 24.5 yıl hapsi istenen bir dava açıldı.

Hakkında 24.5 yıl hapis istenen ve malına mülküne her an “kayyım” denilen bir gaspçı tarafından el konma korkusuyla titreyen bir medya patronunun elindeki TV’ler ve gazeteler ne yapar?

Ne yapacak?

PKK’ye küfreder, “Bayık Erdoğan’ı devirecekmiş” diyerek, KCK Eşbaşkanına “ulan” diye bağırır. Onu bırakır, eski ABD büyükelçilerinin kaleme aldıkları bir yazıda “ya ıslah ol ya istifa et” demelerine karşı, küfrü basar. “Cumhurbaşkanımın yanındayım” diye inim inim inler.

Kim? Kim olacak, Ertuğrul Özkök. Patronunu ve kendi “işyerini” böyle, “Reis”in ayaklarına kapanarak kurtaracağını sanmakta.

Bakın ‘medya terminatörü’ Cem Küçük ne demiş:

“Esas tetikçi salak esas şapşal kimmiş a kuzucuk Ahmet? Esas geri zekalı kimmiş Aydın Doğan? Salak tetikçine bana küfrettirdin de şimdi kim yok olup gitmenin eşiğine geldi Aydın Doğan? Ben ne yazdıysam çıktı. Kimlerin medeni ölüm yaşayacağını söylediysem yaşadılar. Siz ise aynen yazdığım gibi feci kaybettiniz ve daha da kaybedeceksiniz. Her şeyi tamamen kaybedeceksiniz... “

Karşı karşıya olduğumuz saldırı yalnızca “basın özgürlüğüne” saldırı değildir. Doğan’ın “her şeyi kaybetmesi”nden anlaşılması gereken şudur: Türkiye’de Erdoğancı rejim, Türkiye’de “yeni bir iç paylaşım savaşı” açmış bulunuyor: Ortadoğu’da “dış pazarları yeniden paylaşma savaşını” kaybetti. Şimdi içeride “Batıcı, laik sermayeye ve rakip İslamcı, Cemaatçi sermayeye” el konuyor ve AKP yanlısı sermaye bunların pazarını, karlarını kendi arasında paylaşıyor.

Asya Bankasına, İpek Holdinge, İstikbal’e ve Bellona’ya çöküldü.

Doğan Holdingin yanı sıra listede belli ki İş Bankası bile var. Malum bu da “Atatürkçü Finans Kapital”... “Terminatör” Cem Küçük şöyle yazdı: “Bu arada Türkiye toplumunun malı olan Türkiye İş Bankası’nın da resmen Aydın Doğan’ın özel bankası gibi yönetildiği gerçeği de bu titiz iddianamede tüm kanıtlarıyla anlatılıyor. Anlaşılıyor ki Doğan-İşBank-POAŞ meselesine dair yeni iddianameler de gelecek.”

Devleti ele geçirdiler. Şimdi sermayeyi de ele geçiriyorlar.

Siz hala “terördü”, şuydu buydu diye, Erdoğan’ın sizin için kazdığı mezarlıktan geçerken ıslık çalmaya devam edin. O ıslıkla çaldığınız, sizin cenaze marşınızdır...

 Cephe ‘geniş’ lakin örgütsüz

Sırada yalnız Doğan Grubu ve İş Bankası yok.

AKP içinde, “muhalif” denilenler de sırada. İtirafçı Cemaatçi Hüseyin Gülerce dünkü yazısında düşmanları sıralamış: İçteki üç düşmandan biri malum; Kürtler; ikincisi yine malum rakip İslamcılar; üçüncüsü ise Gül, Arınç ve diğerleri, şöyle:

“Erdoğansız Türkiye” kuşatmasında üçüncü kol, AK Parti’yi siyaseten zayıflatma koludur. AK Parti içinde yeni bir parti mayalama çabası var. Bilhassa Doğan medyası buna çok teşne. Ekranlarını, sayfalarını onlara açıyorlar. Hiç umulmadık AK Partili öncülerin isimleri, ne acıdır ki böyle bir oluşumla birlikte anılıyor. Onlar da adeta “Erdoğansız Türkiye” kuşatması için bir şer ittifakının değirmenine su taşıyorlar.”

Dışarıdaki düşmanları da şöyle sıralamış:

“Dördüncü kol ise dışarıda. ABD’si, Rusya’sı, AB’si, İsrail’i, İran’ı, Suriye’si oluşturdukları türbülansta bizi sarsmaya çalışıyorlar. Sayın Cumhurbaşkanı önceki gün TİKA toplantısında ne dedi; “Terör örgütlerinin elindeki silahlarda Batı’yı görüyoruz. Batı adeta teröre yataklık yapıyor. Pek çok güç, pek çok ülke adeta Türkiye’nin dizleri üzerine çökmesini, pes etmesini bekliyor.”

Özetle Erdoğan “şimdi şapa oturduk” mu demiş?

Kuto heyecanla içeriye girdi: “Medya Diyalogçu abelerim, ablalarım, Hüseyin Gülerce’nin dünkü yazısını okuyan Miroğlu, Metiner ve daha on üç ‘tırşikçi’ pılıyı pırtıyı toplayıp, Tanganika’ya kaçmış. Hatta diyorlar ki, bizzat Gülerce kendi yazısını yeniden okuyunca, o da Grönland için bilet kestirmiş...”



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür