‘Hem dersini bilmiyor...’

‘Hem dersini bilmiyor...’

Kuto kapıdan iki büklüm kahkalahar atarak girdi.

“Aydın Engin abem Cemil Bayık’ın konuşmasını ‘ciddiye almamış’...”

Sorduk:

“Hewal Bayık, Aydın Engin’in kendisini ‘ciddiye almadığını’ duymuş mu?”

Kuto gülmekten ilk defa konuşamadı.

Mesele ne? Önce Aydın Engin’i okuyalım:

“AKP içinden çatlak ses çıkabilir mi? Çıkabilir elbet. Ama bunu sonucu etkileyebilecek bir çıkış olarak görmek siyasal bir aymazlık olarak nitelenmeli. O yüzden Kürt siyasal hareketinde KCK eşbaşkanı gibi en üst basamakta duran Cemil Bayık’ın böyle bir olasılığa yeşil ışık yakmasını, “Gül - Arınç - Çelik” ekibinden bir şeyler ummasını ciddiye alamayız.”

Aydın Engin şu “aymazlık” lafından dolayı  ilk fırsatta özür dilemeli.  

“Tırmık” köşesindeki mizah iyi de, ciddi sorunları ele alırken cıvıtmanın alemi yok. Bayık şöyle demişti:

“AKP’de şimdi kuruluş felsefesine sahip çıkan bir ekip var. O ekip Tayyip Erdoğan ve Davutoğlu’nun yürüttüğü politikaları doğru bulmuyor. O ekip kuruluş felsefesine dönmek istiyor.  Eğer bu ekip demokratik değerlere sahip çıkar, askeri faşist politikalardan vazgeçerse biz bu çabaları destekleriz. Çünkü Erdoğan ve ekibi, Türkiye’yi Suriyelileştiriyor ve Iraklılaştırıyor. AKP içindeki eğilim Erdoğan ve Davutoğlu’nun bu politikasına ‘dur’ derse kendileri için de Türkiye için de olumlu olur.”

Kuto’nun gülme krizi bitmişti. “Aydın abe sana soriyem: Arınç ekibi Hewal Bayık’ın dediği gibi, eğer ‘demokratik değerlere sahip çıkar, askeri faşist politikalardan vazgeçerse’ sen de Hewal Bayık gibi onların bu ‘çabalarını’ destekler misin?”

Biz ta oradan duyduk: Aydın Engin “Halamın bıyığı olsa eniştem olurdu” diye kıkırdıyor. O kıkırdaya dursun, biz onun yazısından “halasının kızı” olan ve Engin’in ‘bıyık’ taktığı CHP ile ilgili kısmı okuyalım:

“Ülkeye 12 Eylül Anayasası’ndan da beter bir “AKP- MHP Anayasası” giydirilmesinin önüne ancak CHP, Kürt siyasal hareketinin bütün bileşenleri ve sosyalist solun kesin ve ödünsüz karşı çıkması ile belki geçilebilir.”

Ulusalcı, üniterci, tarihi bakımdan da soykırımcı CHP’nin, laiklik dışında Güllerin, Arınçların, hatta Erdoğancıların Kürdistan sorunu söz konusu olduğunda farkı ne? Malum o CHP PKK önderi ile olan görüşmelere bile ‘hayır’ demişti. “Bu bir.

İkincisini de Kuto söyledi: “Aydın Abe, ‘bellki’ diye yazdığın şu CHP’ye, Kürt siyasal hareketinin bileşenlerine ve sosyalist sola, AKP içi muhalefet de katılsa iyi mi olur kötü mü? Kürt siyasal hareketinin ‘bütün bileşenleri’ arasında Kemal Burkay da olduğuna ve o bile ‘belki’ bu güçlere katılabileğine göre, gözü yaşlı Arınç abemle ‘gülümse’ şiirinin canlı abidesi Gül de ‘belki’ bu güçlere katılamaz mı? Bunların katılma ‘olasılığı’ ile Burkay ve Kılıçdaroğlu’nun katılma ‘olasılığı’ arasında çok büyük fark olduğunu sanmiyem...”

Meselenin aslı şu: Bayık Türklerin Fırat’ın Batısında faşizme fiilen teslim olmasına karşı “çare” aramakta. Elindeki muazzam güçle, “eğer demokratik yola girersen” seni “desteklerim” diyerek AKP içi muhalefeti teşvik etmekte. Elbette CHP’ye de seslenmekte. Sosyalist solla zaten “cephe yoldaşlığı” yapmakta.

Aydın Engin hem “faşizmden” söz ediyor. Hem de faşizme karşı “en küçük olasılığı bile” hesaba katmayı, en güvenilmez, en ikircimli, en küçük ve geçici gücü bile demokrasi cephesine çekmeyi “aymazlık” olarak karalıyor.

Aslında Bayık, Türk halkına ve onun temsilcilerine, bu arada Aydın Engin gibi sosyalistlere yardım etmeye çalışıyor.

Kürt halkı, Fırat’ın Doğusunda AKP’yi sildi. Fırat’ın Batısında AKP, yüzde elliyi çoktan aşmış. MHP ile birleşerek yüzde yetmişleri bulmuş. CHP AKP’ye “masayı devirdiği” için değil, “masaya oturduğu ve teröre yardım yataklık yaptığı” için muhalefet etmekte. AKP içinde ayrışmayı teşvik etmeden, AKP tabanını “faşist anayasaya” karşı nasıl harekete geçireceksin? Aydın Engin’in hali, Ülkü Tamer’in şiirindeki gibi: “Hem dersini bilmiyor,  hem de şişman herkesten...”

Çiçerin mi oldun ey çocuk

Kuto gazeteye “privet” diyerek girdi.

Kuto’nun rakibi en gencimiz de onun bu Rusça selamlamasıyla dalga geçmek için, ona Arapça “ehlen ve sehlen?” diye seslendi.

Kuto “Putin abemden size haber getirdim” diye lafa başladı.

Hepimizin kulakları dikildi.

“Putin abem, 23 Temmuz plebisitinin sonucunu tanımayacakmış, Suriye sorunu çözüldükten sonra harekete geçecekmiş...”

Hiçbir şey anlamamıştık.

Kuto, kafasını kaşıdı ve devam etti:

“Diplomaside ‘mütekabiliyet’ diye bir  kaide var...Yani ‘men dakka dukka’...”

“Kuto, sen bizimle dalga mı geçiyorsun” diye kızdı içimizden birisi. “Ne plebisitiymiş bu, söyle de anlayalım”...

“1939 yılında Hatay’da yapılan plebisit” dedi Kuto. Nereden bulduysa şu bilgiyi okudu: “İstiklal Harbinden sonra sınırlarımız dışında kalan Hatay’da Cemiyet-i Akvam’ın kontrolünde, 15 Nisan 1938’de plebisit başladı. Fakat kanlı bir safhaya girdiği için devam edilmedi. Bundan sonra 22 Temmuz-1 Ağustos tarihleri arasında sukunetle yapıldı. Neticede 35.847 Türk, 11.319 Alevi, 554 Ermeni, 1.845 Arap, 2.098 Rum Ortadoks ve 395 çeşitli seçmen ortaya çıktı. Böylece burada Hatay Cumhuriyeti kuruldu. Sonra da Türkiye Hatay’ı ilhak etti.”

“Eeee, ne yani?” dedik. Kuto kızgın bir edayla:

“Putin abem deyi ki, Türkler nasıl plebisit yoluyla  Hatay’ı topraklarına kattıysa, Kırım halkı da plebisit yapıp, Rusya’ya katıldı... Şimdi Erdogan, Kırım’ın Rusya’ya katılmasını tanımıyorsa, Putin abem de Hatay’ın katılmasını tanımiy...”

Kuto’nun rakibi “Putin abenin aklı şimdi mi başına geldi?” deyince, Kuto şu cevabı verdi: “Putin abem Kırım’ı ülkesine iki yıl önce kabul etti, Erdoğan’ın aklı iki yıl sonra geldiyse, Putin abemmin aklı da şimdi başına geldi...”

Eğer bu Kuto büyüdüğünde, ünlü Rus diplomat Çiçerin’i geçmezse yuh olsun bize...

İki gazete yazarı

Kuto’ya göre bu haftanın iki gazete yazarı var.

Birincisi Celal Başlangıç. Çıplak resimleri yayınlanan “esirler” hakkında müthiş bir yazı yazdı. Valiliğin “canlı bomba olabilirler diye soyduk” lafını, 1970’lerde yayınlanan DDKO raporuna dayanarak çürütüyor. Devlet güçlerinin Kürt insanını aşağılamak için, ortada “canlı bomba” yokken de kadın, erkek demeden soyup aşağıladığını yazıyor. Ve yazısını şöyle bitiriyor: “Ancak artık bu ülkede devlet olan bütün anlayışların kafasını duvara vura vura öğrenmesi gereken bir gerçek var; Kürdü çırılçıplak soysan bile; Türk de yapamazsın, itaat de ettiremezsin!”

İkincisi Akif Beki. Yazısına şöyle başlamış: “ANAYASA Mahkemesi mi haklı, Cumhurbaşkanı Erdoğan mı?

Bence ikisi de.

Fakat keskin bir şekilde karşı karşıya gelmiş görünüyorken bu nasıl mı mümkün olabilir?

Arada kafa karıştıran bir ‘dezenformatör’ün varlığıyla açıklanabilir ancak.”

Yani Erdoğan’ı “bir kere daha kandırmışlar.”

Akif Beki ya ‘mizah’ türünü deniyor, ya da Erdoğan’ı sürekli kandırılan zavallı bir ‘tek şef’ olarak tanıtıyor. Böyle yazarlık olmaz olsun...



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür