Terminatör dünyaya karşı

Terminatör dünyaya karşı

Muhittin CEMİL Ender KARADENİZ

Erdoğan ve Davutoğlu “Devlet Mahallesi’ndeki” patlamadan YPG’yi suçlayadursun, onların medyadaki “terminatörü” Cem Küçük “çıtayı” yükseltti. Adamı ne “PKK” ne de “YPG” kesiyor. Daha büyük düşman istiyor. Şöyle yazdı:

“Ankara’da Genelkurmay Kavşağı’ndaki hain saldırının failleri belli. PKK gibi taşeronların burada basit aparitçikler olduğunu biliyoruz. Esas failin kim ya da kimler olduğu açık. Zaten kartlar artık gizlenmiyor. Soğuk Savaş dönemi gibi gizli, örtülü yöntemler kullanılmıyor. ABD açık açık YPG’ye silah verdiklerini ve vereceklerini söylüyor. Rusya DAEŞ’i vuruyorum ayağına YPG’nin önünü açacak hava saldırıları düzenliyor. BM Türkiye’nin saldırıları için durdurun diyor. AB üç maymunu oynuyor. İran masa başında başka sahada başka konuşuyor.”

Kuto, bu yazıyı okuduktan sonra, isminin açıklanmasını istemeyen bir AKP’li patronla konuşmuş. Kuto dedi ki, “Adama yazıyı okurken, baktım, beti benzi atiy, ne oliy diye sordum, dedi ki, bu durumda işimiz bitiy...”

Gerçekten de tüm dünyayı düşman ilan eden hükümet ve medyası ne yapmak istiyor?

Eğer bu yazılarla ABD’ye, Rusya’ya, AB’ye, BM’ye “mesaj” vermek istiyorlarsa, bunun beş para etmeyeceğini bilmeliler. Türkiye bir NATO ülkesi ve Erdoğan ile Davutoğlu, NATO’nun patronuna kafa tuttukları zaman başlarına neler geleceğini, Menderes’in, Demirel’in başına gelenlere bakarak kolayca tahmin edebilir.

Yok eğer bu yazıları ve mesajları, gerçekten Türkiye’nin büyük bir tehdit altında olduğunu bizlere, yani Türkiye’ye duyurmak için, inanarak yazıyorlarsa, o zaman yapılacak iş basittir.

Madem ABD, Rusya, İran, AB ve BM birleşmiş ve Türkiye’yi PKK ve YPG ile mahvetme kararı vermişler, o halde yapılacak iş, hemen yarın PKK ve YPG ile “masaya oturmak”tır.

“Olur mu yahu” demeyin. Çünkü daha önce hem PKK Önderi Öcalan’la, hem PYD Lideri Müslim’le masaya oturdunuz.

Yine deneyin.

Denemekten bir tehlike gelmez. Oturursun, baktın olmuyor, yine kalkarsın. Ama düşün: Ya bir anlaşma olursa. Vatan kurtulur.

Bir de son ve büyük olasılık daha var: Erdoğan iktidarını tehlikede görmekte ve ülkeyi savaş ortamına bilerek sokmakta, bu ortamda, tıpkı 1 Kasım’da elde ettiği “seçim zaferine” benzer bir zafer ummakta, erken seçimle Başkanlık rejimine geçmeyi düşünmekte, böylece bütün yetkileri ve her türlü kurumu elinde toplamayı amaçlamakta...

Neden?

Bu adam delirdi mi?

Hayır.

Bu adam delirmedi. Üstelik durumu en akıllı olanlardan daha iyi biliyor. İktidarı tehlikede. İşin ilginç kısmı, bu tehlike rakiplerinin bu adamı “seçimle” düşürme ihtimali olmadığı için çok büyük. Seçim dışı “çözümler” gündemde. Hiç kimseye güvenemez. Etrafını temizlemek zorunda. Her an bir “ihanete” uğrayabilir.

Ölene kadar iktidarda kalmak için her şeyi yapacaktır.

Kuto da dedi ki, “Siz de onun tarafından öldürülmemek için bir şeyler yapın.

Kürtlerle barış, düşmanlardan kurtul

 Ne demişler, “Bir musibet bin nasihatten evladır.” Ankara’nın göbeğinde patlayan bomba ağır sonuçlara yol açtı, ama akla da önemli sorular getirdi.

Bu sorulardan birisi de Ertuğrul Özkök’ün aklına düşmüş. Yazıyor: “Tarihi bir soruyu sormanın en kritik noktasındayız.

Kimse sormasa da ben soracağım.

“Zaman, şu soruyu bütün samimiyetimizle sorup, aynı samimiyetle cevabını verme zamanı.

Bu hatadan nasıl döneriz, bu bataklıktan nasıl çıkarız...

Aynı anda bu kadar cephede savaşmak akıllıca bir hareket değil Türkiye, tarihi boyunca hiçbir zaman bu kadar çok cephede bu kadar umutsuz bir mücadele vermedi.

Ne mi yapmalıyız...

Dakika geçirmeden cephe ve düşman sayısını azaltmalıyız.

Öncelikle de içerideki kavgadan başlayarak.”

Özkök iyi güzel söylemiş de, bu işin nasıl olacağını söylemeyi unutmuş.

“Düşman sayısını azaltmak” ne demek oluyor?

Ve “düşman sayısı nasıl azaltılır?”

Kuto bağırdı: “Soru yanlış, doğrusu şu:

“Kime düşmanlık ettiğiniz için dünyayla düşmanlaştınız? Bu soruya yanıt verince, vazgeçeceğiniz düşmanlığın ne olduğunu anlayacaksınız...”

“Bir tek vazgeçeceğiniz düşmanlık, Kürt düşmanlığıdır; o düşmanlıktan vazgeçtiğiniz gün, size bu nedenle düşman olanlar ya düşman olmaktan vaz geçer ya da vazgeçmese de düşmanlık yapacak tek bir bahane bile bulamaz.”

Alkışladık.

Evet... Kürt düşmanlığından vazgeçen Türkiye şimdi karşılaştığı bütün tehlikelerden kurtulmuş olur... Özkök’e de duyurulur... Çünkü; bir ara demişti ki “PKK ile savaşta devletimizin arkasındayız...”

Çık şu devletin arkasından...

Sözcü neden muhalefet edemiyor?

 Sözcü’de Mehmet Türker şöyle yazmış: “Ankara’da daha ölü ve yaralı sayısı bile bilinmez, olay yerine ambulanslar henüz ulaşamamışken, jet hızıyla yayın yasağı getiriliyor ve saldırı istihbaratını alamayan istihbarat örgütleri yine jet hızıyla faili tespit ediyor...

Sonra herkesin aklını karıştıran süreç başlıyor:

Başbakan: Katliamı PYD yaptı.

PYD’nin başı Salih Müslim: Hayır PYD yapmadı, açıklanan ismi hiç tanımıyoruz.”...

Türker böyle demiş ama, daha o Başbakan “PYD” demeden, kendisinin gazetesi internet sitesinden “failin YPG’li olduğunu” yazan ilk gazete olmuştu.

Siz bu kafayla AKP’ye karşı asla muhalefet edemezsiniz. Çünkü AKP’nin Kürt siyasetine “hayır” demeyen, ne kadar küfrederse etsin “Erdoğan’a evet” der.

Kürdün kanıyla yazılan ‘ortak bildiri’

 Özkök soru soruyor, ama gazetesi başka telden çalıyor.

“Çakma sosyolog” Taha Akyol, “Ankara patlamasının failini” “HDP ortak bildiriyi imzalamayınca” anlamışmış. Fail PYD imiş... Kafa’ya bak sen.

Hadi bu kafa “nato kafa, nato mermer.” Bir de Akif Beki var.  Soruyor, “Nesini imzalamadı HDP”?

HDP’nin AKP ve MHP ile, her durumda onların kuyruğuna takılan CHP ile “teröre karşı ortak bildirinin” altına imza atacağını düşünen şaşkın ördeğe, “Suya senin gibi dalınmaz” dememiz gerekiyor.

Bildiriyi hazırlayanların kaleminden Cizre’deki, Sur’daki sivillerin kanı akıyor. Bodrumlarda cesetleri yakılanların kömüre kesmiş etlerinden yapılmış mürekkeplerle bu ortak bildiri yazılıyor.

Ama daha da önemlisi, AKP ve MHP, ülkeyi bugünkü kaos ortamına getirdiler. Şimdi bir “ortak bildiriyle” HDP’yi de suçlarına “ortak” etme kurnazlığına girdiler. CHP suça ortak olabilir, ama HDP asla...  Ankara’da can veren subaylar da içinde, 24 Temmuz’dan beri yaşanan bütün katliamlardan, bütün ölümlerden AKP iktidarı, onu destekleyen MHP ve hala aynı anda iki koltukta oturmaya çalışan CHP sorumludur.



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür