‘DAİŞ’e karşı’ DAİŞ’le beraber

‘DAİŞ’e karşı’ DAİŞ’le beraber

Ezgi Başaran seçimden az önce HDP’nin Amed mitingini bombalayan DAİŞ’çi teröristin annesiyle konuşmuş. İlginç bir bölümü okuyalım:

“Burada oğlum ve arkadaşlarının beraber takıldığı ‘İslam’ adında bir kafe vardı. Aileler olarak o kafeye gittik. Kafe iki katlıydı. İkinci katta namaz kılınıyordu. IŞİD bayrakları duvarlara asılmıştı. Ben emniyete, savcılığa başvurdum. Hatta başbakan buraya geldiğinde ben ve üç aile başbakanla yüz yüze görüştük. Başbakan bize MİT’e talimat vereceğini, hatta bu konuyla bizzat ilgileneceğini söyledi. Bir daha haber alamadık. Daha sonra bize çocukların 18 yaşını doldurduklarını ve bir şey yapamayacaklarını söylediler.”

Ne demek bütün bunlar?

Bütün bunlar, AKP’nin “Biz IŞİD’i Kobanê-Efrîn kantonları arasından çıkartmak için Suriye’ye gireceğiz” maskaralığının, düpedüz bir IŞİD’çi taktik olduğunu göstermekte. “DAİŞ’e karşı DAİŞ için” taktiği...

Sen bırak Kobanê-Efrîn arasındaki DAİŞ’çileri; “Adıyaman İslam Kafe”deki DAİŞ örgütünü ortaya çıkar ve dağıt...

Savaş kışkırtıcılarını yargılayın

Genel olarak AKP medyası, özel olarak da Yeni Şafak’ın “jölesiz jölelisi” İbrahim Karagül, sistemli bir şekilde Türkiye’yi Suriye’ye karşı savaş açmaya kışkırtıyor. Dünkü yazısında en büyük argümanı, “Türkiye’ye gelen göçmenler.” Göçmen akınını önlemek için Suriye’ye karşı savaş açmaktan söz ediyor.

Şimdi soralım: Şu anda 1. Kobanê ile Türkiye sınırından Türkiye’ye göçmen akımı var mı? Hem yok, hem de daha önce gelenler Kobanê’ye geri döndü. 2. Cizîrê ile Türkiye sınırında böyle bir durum var mı? Yok. 3. Til Abyad’dan şu anda böyle bir göç durumu var mı? Yok. Tersine göçenler geri dönüyor.

Yani PYD güçlerinin egemen olduğu yerlerden Türkiye’ye göç ihtimali yok. Demek ki, eğer PYD Kobanê ile Efrîn arasındaki bölgeyi de DAİŞ’ten temizlediği zaman Türkiye sınırları tümüyle göç dalgalarına kapanmış olacak...

O halde bu Karagül denilen adamın “göçü önleme hakkımız var, bu hakka dayanarak Suriye’ye savaş açmalıyız” kışkırtmasının hiçbir temeli yok.

Bu kışkırtma aynı zamanda “suç”. TCK’deki ilgili maddeyi okuyalım:

MADDE 306. - (1) Türkiye Devleti’ni savaş tehlikesi ile karşı karşıya bırakacak şekilde, yetkisiz olarak, yabancı bir devlete karşı asker toplayan veya diğer hasmane hareketlerde bulunan kimseye beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiil sonucu savaş meydana gelirse faile müebbet hapis cezası verilir.

(3) Fiil, sadece yabancı devletle siyasal ilişkileri bozacak veya Türkiye Devleti veya Türk vatandaşlarını misilleme tehlikesi ile karşı karşıya bırakacak nitelikte ise faile iki yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.

(4) Siyasal ilişki kesilir veya misilleme meydana gelirse üç yıldan on yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”

Şu anda İbrahim Karagül ve kafadarları, Suriye ile Türkiye arasında savaşa sebebiyet verecek ölçüde tehlikeli bir ajitasyon yapıyorlar.

Demokratik bir hükümet, bunları yargı önüne çıkarır...

‘Erdoğan’ın bizi gözetlemesine OXİ!’

Mehmet Tezkan Milliyet’te şunları yazmış:

“BİR: Cumhurbaşkanı neden erken seçim istiyor?

Cevap:  Beştepe’ye bakın..

Cumhurbaşkanı Beştepe’ye sadece saray yaptırmadı.. Ülkeyi  yöneteceği külliyeyi yaptırdı. Teşkilat yapısını değiştirdi. 13 daire başkanlığı kurdurdu, onlarca danışmanı, binlerce personeli istihdam edecek binalar dikildi..

Beştepe; başkanlık sistemine göre inşa edildi..

Küçük gibi gelecek ama önemli bir ayrıntı..
Asayiş Odası’ndan bütün Türkiye izlenebiliyormuş.. MOBESE görüntüleri , İnsansız Hava Aracı görüntüleri her şey.. Cadde cadde .. BBG evi gibi!..

Başbakanlık’ta böyle imkan yok.. “

Şimdi Demirtaş’ın “Seni başkan yaptırmayacağız” demesinin derin anlamı daha iyi ortaya çıkıyor. Gördüğünüz gibi adam, tek başına, sadace Kadıköy vapurundan inen kadınları değil, tüm Türkiye’yi gözetleyecekmiş...

Şimdi bir referandum yapılsa ve “Erdoğan sizi gözetlesin mi, gözetlemesin mi?” dense, sizin oyunuz “evet” mi olur, yoksa komşunun diliyle “Oxi” mi?

Ya HDP AKP’ye ‘koalisyon’ önerirse?

Hüseyin Ali bir kere daha yazdı. Okuyalım:

“Şimdiye kadar birçok kez yazdık, fakat tekrarlamakta zarar değil yarar vardır. 7 Haziran seçim sonuçları Türkiye’nin demokratikleşme ihtiyacını net bir biçimde ortaya çıkarmış ve halkın eğiliminin de demokratik değişim ve yeniden yapılanmadan yana olduğunu açıkça göstermiştir. CHP ve MHP marjinal kalırken, AKP’nin kaybedip HDP’nin seçimi kazanması bunu ifade etmektedir.

Bu durumun doğal sonucu ise, HDP’nin aktif katıldığı ve inisiyatifli olduğu bir hükümetin kurulmasıdır. Bu temelde meclisin bir Demokratik Kurucu Meclis haline getirilerek ve meclis çalışmaları müzakere süreci ile birleştirilerek yeni bir demokratik anayasa ve yasal reformlar çerçevesinde ülkenin otuz beş yıllık 12 Eylül faşist-askeri rejiminden kurtarılmasıdır.

7 Haziran genel seçiminin doğal sonucu bu olmaktadır.”

Bu önerinin içinde “AKP-HDP koalisyonu” da var mı?

Kuto şöyle dedi: “Velev ki var...HDP’nin ve müttefiklerinin AKP ile koalisyon kurma konusunda bir sorunu olmaz; asıl düşünmesi gereken AKP’dir...Çünkü böyle bir koalisyon çözüm temelinde kurulur ve ilk seçimde Türkiye hem çözüme ulaşır, hem de AKP’den kurtulur...”

Kuto’yu selamlıyoruz...



Bu Haber Hakkında Ne Söylemek İstersiniz?

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren, halklara ve inançlara saldıran, nefret suçu ve cinsiyetçi söylemler içeren, şiddete teşvik eden ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.

Editörün Seçtikleri

Video Galeri

Arşiv

Özgür Gündem Birinci Sayfa

“Binevş”

Cümle Alem

Qırıx


Okurlarla Başbaşa


Medya Diyalog


“Özgür